Maceradır…
Ülkeme aşk mektubudur.
Her yaban, neylersin ki yavan.
Edirne ötesi sabah kahvaltıları.
Bizde onun çay altıdır esası.
Ezine beyazı ve gemlik siyahı olmadan olmaz.
Birde otlu peyniri çıkarırsanız.
Sizden tatlısı bulunmaz.
Yurdum sevmek maceradır.
Öyle güzeldir ki çünkü.
Onu sevmek marifet bile sayılmaz.
Ankara Keskin’in bozkırında ısırırken tenini gecenin süt dişleri.
Ya da de ki eyvah, de ki havar.
Erciş’de bir göçükde, çocuk istihkakından çalıntıyla karınmış bir beton muammasının altında.
Herkesden orda kimse var mı kadar uzakta.
Misafir nefeslerle umut sayıklarken.
Yurdun sevmek maceradır.
Ya da büyük kalpli isimsiz bir kurtarıcı.
Bir serdengeçtinin kuvvetli eli sıkısından kavrayınca seni.
Bir bebek gibi gülümseyince kurtaranın yeryüzü.
Yurdun sevmek maceradır.
Yaralarına deyince çok uzaktan.
Tanımadığının bir dostun merhemi.
Göz pınarlarına taşınca memleket ve merhamet kelimeleri.
Yurdun sevmek maceradır.
Maceradır çünkü sevmek esasen dilsiz.
Gönderenin adresi yok bu aşk mektubu.
Bu darb-ı mesel bu cürmü masal.
Sensiz olmaz, sensiz olmasın, sensiz olacaksa olmasın.
Yılmaz Erdoğan














Bu kitabı hazırlamamın ilk eldeki nedeni, art arda gelen iki talep oldu. Thierry Paquot 1980 güzünde bana, Paris’te yayımlamakta olduğu bir dizi için kısa bir kitap yazma çağrısında bulundu. Önerdiği konu “Kapitalizm”di. İlke olarak böyle bir kitap yaz-mayı istediğim, ancak konunun “Tarihsel Kapitalizm” olmasını dilediğim yanıtını verdim.
Emekli hakim Binbaşı Yusuf Çağlayan’ın müvekkili ile ilgili yazdığı AlEM’e ve basına verilmiş mektuba göre Yzb. Güray Balatekin kısa sürede 21 adet takdir almış, Güneydoğu’da olağanüstü başarı göstermiş, evi roketlenmiş başarılı bir subaydı. 1999 yılında sahte bir Batı Çalışma Grubu raporu ile (BÇG) Yüksek Askerî Şûrada komutanlar yanıltılıp TSK’dan uzaklaştırıldı. Kısa sürede 21 takdir almış subaya savunma hakkı verilmemişti. Hukuk denetimi olmayan bir idari işlem sonucu “Disiplinsiz ve ahlâkî durum” gerekçesi ile başarılı bir subay, üstelik eşi de kanser hastası olarak hastanede yatarken sokak ortasında bırakılmıştı. 

Bir devletin anayasası, onun idari yapısını ve varoluş nedenini açıklayan özel bir kimliğe benzemektedir. Sıradan bir insanın kimliğinden çok daha fazla bilgi anayasanın içerisinde yazılı bulunmaktadır. Çünkü devlet, kimliğinde karakterini de taşımaktadır. Yönetimin ilkeleri ve organları, yurttaşların hakları aynı metin içerisinde dengeli ve adaletli bir yaşam için sıralıdır. Kanunlar anayasaya atıfta bulunur, anayasa herkesin boyun eğmesi gereken bir zorunluluktur. Devletinizin soyağacı ne kadar şatafatlı olursa olsun, anayasal kimliğinizin içerdiği özensiz ve yanlış bilgiler, ülkenizin fizyolojisinde çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Yurttaşlarınız kimlik bunalımları yaşar, yönetimin organları arasındaki uyumsuzluk sara nöbetlerine dönüşür. Tıpkı modern Türkiye’nin anayasal geçmişi ve geçirmekte olduğu evreler gibi. 









