Geçmişe Yönelik Psikanaliz – Psiko Tarih

Geçenlerde Habertürk kanalında bir psikiyatrist (Doç. Dr. Nusret KAYA) insan beyninin sırları hakkında konuşuyordu. Bende dikkatle oturmuş, çayımı yudumlarken neler anlatmak istediğini anlamaya çalışıyordum. Programın tamamını izleyemedim ama dilerseniz anladığım kadarını size özet geçeyim.

Meğer bizim bilinç altımız sandığımızdan daha derinmiş. Yaşadığımız zaman dilimini değil, asırları kapsayan tarihimizi de içinde barındırıyormuş. Yüzyıllar boyunca koruduğumuz geleneklerin (bilinç altımızda saklı olarak taşıdıklarımız dışında) kökeninde bir nevi “psiko-tarih” olgusu yatıyormuş. Yani genlerimizle beraber bu bilgilerde genlerimizde taşınıyor. Yaşam boyunca gerek rüyalarımızda gerekse toplumsal davranışlarımızda bilgilerimiz ortaya çıkıyor.

Eğer ispatla derseniz hocamızın elinde ispata yönelik bir veri yok. Fakat bazı işaretler olduğunu öne sürüyor. Daha fazla detaya boğulmadan örnek verelim. Eskiden (sanırım sümerlilerde) tanrılarına kurban vermek için yada bir çeşit dinsel tören nedeniyle erkeklerin “erkeklik organı” kesilirmiş. Zaman içinde bu gelenek etkisini yitirmiş, günümüzün sünnet olayına dönüşmüş. Sünnetçilik sürekli var olmuş. [Ben hocanın yalacısıyım o yüzden elçiye zeval olmaz 🙂 ]

Tarih içinde üstünlük için yapılan mücadeleler de hep belleğimize izler bırakmış. Mesela güçlü ırk  güçsüzü yenince, güçsüz yenilgisini toplumsal bir baskı olarak kadınlar gibi zayıf gruplara yansıtmış. Anne karnında ki bebekler, annenin psikolojik rahatsızlıklarını genetik olarak saklayabiliyormuş. Ve örnekler böyle uzayıp gider…

Belki de gün içinde bunların bilincindeyiz. Hamilelik sürecinde davranışlarımız değişiyor, ön tahliller yaptırıyoruz, sosyal hayatta anılarımızı bastırıyoruz…

Naçizane görüşlerime gelince konu biraz didikleyelim. Bilgilerimizi tazelemek için önce geçmişe gidip Freud‘dan bahsetmeliyiz. Çünkü Freud’un kapılarını aralamış olduğu “Uygarlığın Huzursuzluğu” peşimizi bırakmıyor. Freud kitabında uygarlığın gerekleri için dürtülerimizden vazgeçmemiz gerektiğini söylüyor. Yani birey, kendi istemlerinden vazgeçerek uygarlığa boyun eğecek. Eğer boyun eğmezse nevrotik bir gelecek onu bekliyor. Bu mücadelede yaşamı çekilir kılmak için bazı yollar var. Ama şuan konu onlar değil 😉

Konuşmacı, programda bize bir kaçış yolu gösteriyor. Freud‘dan yollarını ayırıyor. Kazanımlarımızla büyüyen ve bizi yutan bir uygarlık, bir yaşam yerine bizimle büyüyen içimizde saklı bir nesne gösteriyor. Böylece değiştirebileceğimiz, yönetebileceğimiz, yönlendirebileceğimiz bir gelecek ortaya çıkıyor. İnsan olarak acı cekmek yerine mutluluğa odaklanıyoruz. Nusret Bey’in beyin üzerine yaptığı çalışmalara bakacak olursak, bu karanlık kutu insan yaşamının gizlerini üzerinde saklıyor olabilir. Acaba kurtuluş reçetesi (mutluluk formülü) sinapsislerde mi yazılı?

Aslında tüm mesele derin bir kuram tartışmasında şekilleniyor. İçine biraz bilim (pozitivizm desek yeridir), biraz da tarih koyunca karşımıza koca bir alan çıkıyor : Psychohistory

Sıra madalyonun öteki yüzünde. Satır aralarını okuyunca karşınızca karanlık bir soru çıkıyor. Eğer geleceği değiştirebilmek elinizde olsaydı ne yapardınız?

A)”Tarihin bütün birikimi bende, tarih yazıyorum, güüüçç bende artık” der, düyanın sahibi olmak istersiniz.

B)”Bir hırka bir gömlek yeter, herkes mutlu olsun” der, kenara çekilirsiniz.

Batıda (az çok meşhur olan bu alan için) doğru cevap A şıkkı olsa gerektir. Altmış yıl önce üstün ırk görüşü dünyayı alt üst etmişken, bilinç altımızdan hakikat pınarları; tarihsel zorlamalar çıkarmak ve geleceği yönlendirmeye çalışmak daha ne tür çatışmalara yol açacaktır. Kim bilebilir?

Yanlış anlaşılmasın, ben Psychohistory’e karşı çıkmıyorum. Sadece üzerinde dikkatle durulup eleştrisinin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bilim zamanla genişleyen bir çalışma alanı. Her yeni buluş bir tuğla gibi üst üste yığılıyor. Bu nedenle sağlam eleştrileri yapılmak zorunda yoksa üzerimize yıkılabilir. Aslında program bana Freud üzerinden uygarlık tartışmalarını hatırlattı. Uygarlığın gerekleri için tarih, kültür ve ahlak metaşma durumunda. Hatta bilgi bile metalaşıyor. Bilimsellik kendi içinde yanılgasallık da taşır. Ama kimse neden öteki yana bakmıyor?

Sizi biz keşfediyoruz ve beyninizin sırlarını çözüyoruz. Gelin bize inanın” denildiğinde kabul ediyorsak, “Sizi biz biliyoruz, biz yönetebiliriz, tarihiniz,kültürünüz için en iyisi budur, böyle yaşayın” demelerini de kabul ediyoruz demektir.

Sonuç olarak iki kere düşünmek gerekiyor. Psikanaliz bize ne vadediyor? Tarih üzerine geliştrilen tezler bize ne diyor? Beni kaygılandıran temel nokta: Derinlerde ne tür saklı niyetler taşıyoruz…

Reklamlar
Geçmişe Yönelik Psikanaliz – Psiko Tarih

Yorum ekle

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s