İdeal Devlet Modelinde Amaç Sorunu

“En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep egemen kalacak kadar güçlü değildir.”

J.J. Rousseau

Platon
Platon

Devletin bir araç olarak mı yoksa amaç olarak mı var olduğu üzerine yüzyıllardır süren bir anlaşmazlık vardır. Bu konuda birçok felsefi düşünce türetilmiş olsa da, bu yazıda, Platon’un Devlet adlı eseri üzerinden devlet-yurttaş ilişkilerindeki “amaç” sorununa değinilecektir ve ortaya çıkan çelişkiler irdelenecektir. Unutulmamalıdır ki, yönetsel kararların devletin varoluş amaçlarına uygunluğu ve devletin varoluş nedeni, günümüzün önemli tartışmalarından birisidir.

Öncelikle Devlet’te amaçlanan yönetimin temel ilkeleri, fonksiyonları ve sınırları üzerinde durmalıyız. Platon, devleti tanımlarken herkesin mutluluğunu sağlamaya yönelik bir araç olarak göstermektedir. Çünkü devlet yöneticileri, “her fırsatta hem kendileri hem de toplum için en iyi olanı bulup yapmayı ödev bileceklerdir”. Her açıdan kamusal hizmetlerin temelindeki bu söz, kendi içinde bir çelişkiyi de taşımaktadır. “En iyiyi” amaçlayan bu sınıf aldıkları kararlarda her zaman amaçlarına uygun davranabilecekler midir? Devlet bu amaçlara bağlı kalacak mıdır? Bu konuda Platon’un öne sürdüğü diğer fikirler, devleti mutlu olmayı emredici ve ya zorlayıcı bir otorite olarak karşımıza çıkarmaktadır.  Sırasıyla Platon’a göre devletin bazı temel ilkelerini ve amaçlarını inceleyelim.

1.Gerçekte asıl yönetim, kendi işine geleni değil, yönetilenin işine geleni n gözetilmesidir.

Yönetici yönetilenden her ne kadar bağımsız görünse de eylemlerinde yönetilen kitlenin ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz ardı edemez. Bununla birlikte, aldığı kararlarla kişisel çıkarını arttırmayı amaçlayan birisi, kalabalık bir insan yığınının sınırsız taleplerini yönetmeyi göze almak istemeyecektir. Platon, toplumun kendi başına yetemeyen insanların birbirlerine ihtiyaç duymaları sonucu oluştuklarından bahsederken, devletin bu ihtiyaçları karşılamak için nasıl meydana geldiğinden bahsetmez. Toplumun ortaya çıkışının anlatıldığı bir diyalogda, devletin ortaya çıkışını Glaukon’un basit bir sorusuyla geçiştirir. Değinilen temel nokta ise devletin toplum ihtiyaçlarının karşılanmasında rol oynaması gerektiğidir.

2.“Yapılması gereken şey, devlet için en yararlı olan şeydir.”

Devletin temel görevlerinden birisi, toplumun mutluluğunu sağlayan yönetim mekanizmasının isleyişini sağlayacak eylemlerde bulunmasıdır. Devletin yönetiminde görevli bulunan Koruyucular sınıfı, devletin işleyişinde toplum yararını gözetecek ve kararlarını bu ilkeye göre alacaklardır. Ayrıca bu önderlerin koyduğu kuralları yerine getirecek yardımcılar (bekçiler) yetiştireceklerdir. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus; toplumun değişen taleplerini yönetime iletecek bir iletişim kanalının bulunmamasıdır. Böyle bir durumda ise koruyucular sınıfı statik bir eğitimle şekillenecek ve aldığı kararlarda toplum ihtiyaçlarını kendi kendine belirleyen bir organ olacaktır.

3.“Devletimizin sınırı ne çok geniş olacak, ne de çok dar. İkisinin ortasında yeterince sınırlı bir bütün olarak kalacak.”

Literatürde de tanımlandığı üzere devlet sınırlı bir toprak parçası üzerinde olan birliktir. Burada ifade edilen devletin sınırlı bir toplum olduğudur. Platon, “Bunda amacımız, yurttaşlarımız hangi iş için yaratılmışlarsa yalnız o işi yapmaları, böylece birçok işe bölünmeden bir tek bütün kalmalarıydı” diyerek sınırlandırmasının nedenini açıklar. Koruyucular herkesin en iyi yaptığı işte yetkinleşmesini sağlamalı ve başka bir işle uğraşmalarını engellemelidir.  Ayrıca Platon, dengeli bir istihdam programıyla devletin büyüyebileceğine işaret eder. Eğer herkes yaratılışından gelen özelliklerle bir tek iş görecek olursa devlet kusursuz bir eğitimle sudaki halkalar gibi büyüyebilir. İş bölümü bozulmadığı takdirde toplumsal sınırlar değişebilir.

4.“Tabiata uygun olarak kurulmuş bir devlet, akıllı olmasını kendisini yöneten küçük bir topluluğun bilgisine borçludur.”

Sözü edilen azınlık aslında felsefeyle uğraşmış ve iyi bir eğitim görmüş kişilerdir. Bir filozof olarak felsefenin tadına varmış olsalar da kendilerini politikadan uzaklaştırmazlar. Çünkü birçok filozofun niteliksiz olmasının nedeni Platon’a göre kendilerine uygun devletin olmayışıdır. Eğer devlet yaşı ilerlemiş, olgun bireyleri yükümlülüklerinden kurtarır ve onları serbest bırakırsa felsefi bilgi daha fazla üretilir. Bu nedenle koruyucular yurttaşlardan, filozoflar da koruyuculardan daha iyidir. Aslında buradaki bilgiye kamu yönetimi bilgisi denilebilir. İyi yönetimin anahtarı iyi yönetimin bilgisine sahip akıllı kişilerin yönetimidir.  Fakat azınlık yönetiminin tercihinde bir çelişki bulunmaktadır.

“-(…)Doğruluk varsa, bir tek insanda olduğu kadar bütün bir insan topluluğunda da vardır, değil mi?

-Elbette.

-Peki, toplum bir tek insandan daha büyük bir şey diyemez miyiz?

-Diyebiliriz.

-Bundan şuna geçebiliriz: Daha büyük olan bir şeyde doğruluk, daha büyük ölçüde vardır”

Yukarıdaki diyalogu incelediğimizde aslında çoğunluğun bilgisinin daha doğru olması gerektiğini görmekteyiz. Çünkü bilgili olan akıllıdır ve akıllı olanlar iyi olduğuna göre yönetimin doğruluğu çok sayıda fazla filozof veya koruyucuyla daha büyük ölçüde sağlanabilir. Platon, filozofları bir sistem içinde ve ilkeler doğrultusunda eleyerek bu sorunu aşmak istemektedir. Çünkü felsefeyle uğraşan herkes filozof değildir ve yönetime gelecek olanlar devletle felsefe arasındaki uzlaşının eğitimini alması gerekmektedir.  Ayrıca Devlet’teki başka diyaloglarda bizi iyi bir toplumda doğru kimsenin yönetimi istemeyeceğine inandırmak istemektedir. Yönetim ne kadar normatif olursa olsun kişisel çıkar ve şöhret sağlamaktadır ve bu değerleri arzulayan insanların iktidarı da devlet için düzensizlik demektir. Filozoflar erdemli oldukları için yönetimi istemezler lakin daha kötü bir yönetim olmaması için yönetmeye zorlanırlar. Yönetim bireysel çıkarlara teslim edilmez.

5.“Aşağı, orta, yukarı, güçlü, güçsüz, zengin, fakir herkes aynı ahenge uyar. İşte bu uyuşmaya ölçü diyebiliriz”.

Ölçülü olmak sınıflar arasında birliği sağlamanın temel şartıdır. Herkes yönetime rıza göstermiştir ve kimse birbirinin yerine geçmek istememektedir. Bu aynı zamanda insanın iç barışını sağlamasıdır. Aslında iyi toplum bireylerdeki erdemlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Platon toplumun yapısını daima insana benzetmektedir ve dengeyi şu cümlelerle ifade etmektedir:

“-(…)Şu var ki, bu doğruluk insanın dış eylemlerine değil, iç eylemlerine uyuyor. Bize insanın kendini, oluşundaki ilkeleri veriyor. Doğru insanda her bölümün kendi işini göreceğini, içindeki üç ilkenin birbirinin sınırını aşmayacağını anlatıyor bize. Doğru adamın içinde bir düzen kuruyor. Bu adam kendi kendini yönetiyor, yola sokuyor.”

İdeal devletin ilkelerini incelediğimizde karşımıza çıkan en önemli sonuç, devletin ortak mutluluğu sağlayacak araçsal konumudur. Platon ortak çıkara dayalı ortak bir yaşam öne sürmektedir. Herkes temel ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Toplum iç dinamiklerini korumalıdır. Eğer kendini sınırlayamaz, gerekli olmayan şeylerle büyürse bozulacaktır. İşte bu noktada toplumun varlığını koruyacak, bir yandan da yeni kaynaklar elde edebilecek bir orduya gereksinim duyulacaktır. Yönetimin işlevlerinden birisi de iç barışı sağlaması, düşmanlara karşı toplumu savunabilmesidir.

Devletin ilgilenmesi gereken uğraşılardan birisi de eğitimdir. Çünkü yönetimdeki görevliler sıkı bir disiplin altında, devletin varlığını koruyacak niteliklerde yetiştirilmekte ve ideal yönetime koşullandırılmaktadırlar. Örnek olarak, çocuklara iyi maslar anlatılacaktır. İyi masallarda “tanrılara, analarına, babalarına saygı gösterecek kimselerin, çocukken de, daha sonra da, tanrılar üstüne duymaları gereken sözler” öğretilecektir. Ayrıca değerli madenler benzetmesinde kullanıldığı gibi insanlara yaratılıştan gelen bazı üstünlüklerin olduğuna (mayasında altın olanlar) inandırılmaktadır. Bu ideolojik biçimlenim aslında devletin varlığının meşrulaştırmasına yardımcı olmaktadır. Sistem içerisinde bireyler, özellikle de koruyucular devletin birer parçası haline gelmektedirler. Toplum yönetime rıza göstermekte hiç olmazsa yönetim için gerekli nitelikleri taşıdığına inandırılmaktadır.

Akademi
Akademi

İnsanların aralarlarındaki problemleri çözmek için gerekli olan günümüzün adalet kurumları bu toplumda olmayacaktır. Platon, yargıçlık yetki ve sorumluluklarını koruyucular sınıfına vermiş olsa da yargıçlardan adalet arayışını çirkin bulmaktadır. Çünkü haksızlığın olduğu yerde avukatlık gibi meslekler insanları dolambaçlı yollara sürükleyecek, dolandırıcılık gibi eğriliklere itecektir.  Doğruyla eğriliği ayıramayan insanların adaleti başkalarından beklemesi bu nedenle hoş görülmemiştir. Devlet adalet duygularını insanlara aşılamakla görevlidir, adalet dağıtmakla değil. Bu nedenledir ki yargıçlar içleri yaratılıştan kötü olanlarla ilgilenmez.

Devletin amacına uygun en önemli işlevi, toplumsal mutluluğu sağlayacak eylemlerde bulunmaktır. Devlet’te anlatılan koruyucular sınıfı her ne kadar güçlü görünürse görünsün, sahip oldukları iktidar büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bunun anlamı ideal devletin amacının, totaliter devlet sistemlerinden farklı olarak sınırsız bir güç arayışı olmadığıdır.

“-  (…) devlet ellerinde olduğu halde, ondan hiçbir nimet elde etmeyecekler. Başka devletlerin başındakiler gibi toprakları, güzel evleri olmayacak. (…) Koruyucular, şehirde oturan, ama onu korumaktan başka hiçbir iş göremeyen ücretli erlere dönecek.

-Evet, dedim, üstelik aldıkları ücret de sadece geçimlerini sağlayacak; boğaz tokluğuna çalışacaklar.”

Yukarıdaki diyalogda Platon, koruyucuların zenginleşmesini ve mal-mülk elde etmelerini istememektedir. Daha önce üzerinde durulduğu gibi toplumun tümünün mutluğuna aykırı olarak belirli zümreler zenginleşemez.

Platon savaşların ihtiyaçlardan doğduğunu söyler. Toprak, üzerindeki toplumu besleyemediğinde insanlarda başka kaynakları elde etme eğilimi görülür. Ama bu durum arzulanan bir şey değildir. Çünkü koruyucuların savaşçı nitelikleri tamamen gösteriş amaçlıdır. Toplumu dış tehditlere karşı korumaya hazır bulunacaklar ama savaşmayacaklardır.

“- Bir başka devlete elçiler yollayıp, şunu söyletsek: Bizler ne altın, ne gümüş kullanırız, bunlar yasaktır bize, size değil. Anlaşın bizimle, düşmandan alınacak her şey sizin olsun. Sağlam, tığ gibi köpeklere karşı kim savaşmak ister? Bu köpeklerle anlaşıp onları yağ bağlamış, kendini koruyamaz sürüye salmak varken ne diye savaşsın?”

Benzeri ifadeleri Thomas More, Utopia adlı eserinde bize aktarmaktadır. Altın ve gümüş gibi madenler Utopia halkı için değersizdir ve onlar bunu sadece savaşlarda kendilerini korumak için kullanırlar. Savaş Devlet’te aktarıldığı gibi çirkin bir eylemdir ve doğru bir devlet mümkün olduğunca savaştan kaçınmalıdır.

Yasalar ideal devletin amaçlarına ulaşma için faydalandıkları değerlerden birisidir.  Fakat yasalar toplumsal hayatın her alanını düzenlemez. Birbirleriyle ilişkilerinde hırs taşımayan erdemli bireyler yasaya ihtiyaç duymaz. Devletin görevi yurttaşların akılla kavrayamayacağımız yasaları koymaktır. “Tapınakların kuruluşu; kurbanlar; büyük küçük Tanrılara, kahramanlara yapılan törenler; ölülerin gömülmesi, saygı görmesiyle ilgili kanunlar(…)” Ayrıca devletin kanunları yaparken amacı yurttaşları inandırarak veya zorlayarak birleştirmek, toplum içinde görebileceği iş payını aldırmak olmalıdır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Platon’un tasarladığı ideal devletin mutluluğa ulaşmak için araç mı yoksa amaç mı olduğuna dönebiliriz. Devlet’teki bakış açısıyla düşünecek olursak, toplum yapısı organiktir ve bireylerin davranışlarıyla toplum yapısı benzerlik göstermektedir. Herkes mutlu olmak istediğine göre toplumun içinden çıkacak olan yapı, aslında gerçek mutluluğu sağlamaya yönelik bir araç olacaktır. Devlet, herkesin her isteğini yerine getiremediğinden, tüm insanların ortak hedeflerini gerçekleştirmeyi amaç edinir. Bu nedenle ortak beklentileri gerçekleştirmek için eylemlerde bulunur. Bu eylemler, siyasal, ekonomik ve toplumsal içeriklere sahip olacağına göre (ki insanlar da kendi içinde aynı beklentilere sahiptir) devlet aldığı kararlarla, toplumu büyük ölçüde etkileyecektir. Sahip olduğu araçlarla toplumsal ihtiyaçları karşılasa bile attığı adımlar daha farklı beklentiler doğuracaktır. Kısaca devlet gerek ihtiyaçları gerekse toplumu şekillendiren bir araç olacaktır. Fakat devlet amacına uygun eylemlerde bulunamazsa varlığını korumaya yönelik kararlar alacaktır. Alınan tüm kararlar devletin araçsal konumunu değiştirecektir. Devletin amacı, tüm toplumun mutluluğunu sağlamak adına “devletin varlığının gerekliliği” olacaktır.

Sonuç olarak; Platon, devleti ortak mutluluk için gerekli bir araç görse de, değişen süreç içinde araçsallığını yitirmesi kaçınılmazdır. Devlet adlı eserde doğru amaca doğru yönetimle ulaşılabileceği anlatılmak istenmiştir. Fakat devlet, karar mekanizması olarak içinden çıktığı toplumdan bağımsız olabilir, kendi yönetsel aklını oluşturabilir, varlığını korumayı amaçlayabilir.



Kaynakça

  1. Platon, Devlet, çev. Sebahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  İstanbul,  2009.
  2. More, Thomas, , Utopia, çev. Sebahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009.

Resim: Rafael – Escola de Atenas

Reklamlar
İdeal Devlet Modelinde Amaç Sorunu

Yorum ekle

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s