MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

ÇAĞLAR, İsmail, Taşradaki Madunlar: Erken Cumhuriyet Döneminde Muhafazakâr Muhalefet, Akademik İncelemeler Dergisi, C: 10, S: 1, Y: 2015, ss.109-134.

Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Çatışma Paradigması, Telfik Paradigması, Maduniyet Ekolu, Dini Yaşantı ve Muhalefet

Makale Özeti

Makale, Cumhuriyet modernleşmesine karşı taşradaki dini muhalefetin maduniyet perspektifinden ele alınmasını konu edinmektedir. Bu perspektifle, tarihsel açıdan çok fazla üzerine düşülmemiş olan taşra yaşamının çeşitli yöntemlerle modernleşme karşısındaki tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Madunlar ile kastedilen unsur ise en geniş anlamıyla dikey -ve bir bakıma dışa doğru- sosyal hareketlilikten mahrum bırakılmış kişiler ve gruplardır. Bu kişilerim ortak muhalefet biçimleri ayak sürümek, simülasyon/dissimülasyon, firar, yapmacık itaat, yapmacık cehalet (bilmemezlikten gelmek, tecahül), iftira, kaytarma, dedikodu ve benzerleri gibi davranışlardır.

Makale başlıca iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde erken Cumhuriyetin tek parti dönemi taşradaki dini hayatı yansıtan muhafazakâr söylemin örnekleri ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise söylem üzerinden sorunsallaştırma yapılarak, madun direniş biçimlerinden arada kalmışlık, tavassut, simülasyon gibi tiplerle muhalefet biçimleri açıklanmaya çalışılmaktadır.

Makalenin ilk bölümünde taşradaki muhalefetin söylemlerinden örnekler verilmektedir. Bu söylemin en önemli kısımlarından biri “ölüleri yıkayacak imam bulunmamasıdır.”  Örneğin oldukça geniş bir ağa, etkinliğe ve kaynağa sahip bir cemaatin (Süleyman Hilmi Tunahan cemaati) lideri Kemal Kacar’ın beyanı ele alındığında bu söylemin iki boyutunun olduğu görülmektedir. Birincisi, meselenin dini eğitim ve hizmetlerin kesilmesi nedeniyle imam kalmaması değil, bu boşlukta yeterince iyi din eğiti almamış hocaların toplumsal ihtiyaçları karşılamak için kendi yörelerinde faaliyet göstermeleridir. İkincisi, artan baskılara rağmen gayrı resmi dini eğitim kurumlarının varlıklarını devam ettirmesidir.  Öte yandan bu söylemin pratik bir faydası bulunur. Bu da başında bulunduğu ve dini faaliyetleri devam ettirecek din adamları yetiştirme iddiasındaki cemaat için bir meşruiyet zemini sağlamasıdır.

Elbette dini eğitimin yasak olduğu 1930-1948 yılları arasındaki 18 yıllık süre boyunca, toplumda daha önceden var olan cenaze kaldıracak bilgi ve beceriye sahip insanlar bulunmaktadır. Ancak bu işlerin eskisi gibi toplumsal bir statüye sahip olmaması, ekonomik getirisinin azalmış belki de kalmamış olması, var olan siyasi baskı ve modernleşmenin doğurduğu diğer sonuçlar nedeniyle bu hizmetler eskisi gibi görülememiştir.

Makalenin ikinci bölümünde maduniyet perspektifinden muhafazakâr muhalefet olgusu ele alınmıştır. Ayrıca taşradaki muhafazakârların maduniyet biçimleri ve araçları irdelenmeye çalışılmıştır. Bu noktada geleneksel medrese eğitimi aldıktan sonra Diyanet’te görev alan Ali Saran’ın yaşamı, onun bir madun olarak değerlendirilebilmesine olanak vermektedir. Kendisini dikey ve dışa doğru sosyal hareketlilikten dışlayan geleneksel kimliğini (muhafazakârlık ve medrese eğitimi), dönüştürüp tevil ederek, kendisini oluşturan parçalardan birine indirgeyip diğerlerini geri plana itmiştir. Örneğin farklı İslami ilimlerin çetrefilli ve zor alanlarındaki ileri seviye eğitimini, sadece bu eğitimin giriş kısmı sayılabilecek kadar uzmanlık ve ehliyet gerektiren namaz kıldırma yeterliliğine indirgemiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği sınavlara girerek “namaz kıldırmaya ehildir” sertifikası alarak imamlık yapmıştır.

Öte yandan bir ilahiyat fakültesi hocasının geleneksel medrese eğitimi almış bir talebesini “bir an evvel kadroyu hakiki ehilleriyle doldurmak vazifemizdir” diyerek teşvik etmesi muhafazakârların arada kalmış bir tutumun neticesi olarak görülebilir. Burada devlet ile kurdukları ilişki bakımından muhafazakâr kesimin önemli bir kısmı muhalefetinin kaynağı olan rahatsızlığının nedeni olarak devleti ya da sistemi görmemiştir. “Devlet bizimdir, başındakiler kötüdür” tavrını benimsemişler ve işbaşına iyi (dindar ve yetişmiş) adamlar gelince rahatsızlıklarının nedenlerinin ortadan kalkacağını düşünmüşlerdir. Devletle kurulan yumuşak ilişkilerden biri ise hocaların din eğitimi için izin alırken araya devlet katında etkili, ricası geçen, sözü dinlenir olduğu düşünülen kişileri sokmalarıdır.

Muhafazakar muhalefetin dissimülasyon örnekleri de mevcuttur. Bunun en açık örneklerinden biri, devletin Kuran kurslarına kayıt olmak için getirdiği şartların dönemin ekonomik ve sosyal durumundan dolayı kurslara öğrenci kaydını zorlaştırması ile görülür. Devletin din eğitimini zora sokmak istediğine dair inanç, Kuran okumasını bildiği halde sanki okumayı bilmiyormuş gibi davranılarak muhafazakar bireylerin kurslara kayıt edilmesidir. Böylece öğrencisizlikten dolayı kursların kapanması engellenmek istenmiştir.

Sonuç olarak muhafazakâr madunların direniş biçimlerine baktığımızda modernleşmeci uygulamalara bir direniş olmakla birlikte, bu direnişin madun karakteri de modernleşme ile birlikte yürümüştür. Böylece muhafazakarlar kendi kimliklerinden feragat ederek var olabilmişler, iktidara karşı muhalefetlerini sürdürmüşleridir. Dahası erken Cumhuriyet döneminde görülen bu muhafazakar muhalefet, dönemsel bir tutum olmaktan çıkarak bir kimlik unsuru haline gelme eğilimini yıllar boyunca sürdürmüştür.

Değerlendirme

Makalede genel olarak nitel araştırma yöntemlerinden söylem analizi yapılmış ve maduniyet perspektifinde kişisel görüşmelere ve hatıralara yer verilmiştir. Bu açıdan metodolojik olarak net determinist çıkarımlarda bulunulmamış, muhafazakar muhalefetin taşradaki eylem biçimlerine dair genel bir bilgi verilmeye çalışılmıştır.

Öte yandan makale konuyu sınırlı bir çerçeveden ele alarak maduniyet teorisi bağlamında Türkiye pratiğine ilişkin önemli karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu karşılaştırmalarla cumhuriyet modernleşmesinin din ekseninde taşradaki direniş biçimleri gözler önüne serilmiştir. Çeşitli biçimler arasında indirgemecilik, arada kalmışlık, muğlâklık ve çelişki örneklerinin ön plana çıkarılması, bu örnekler üzerinden bir takım tipleştirmelerin de ulaşılmasına olanak sağlamaktadır. Ancak yazar, bu örnekleri üç-dört kişinin bireysel tecrübelerine dayanarak ortaya koyduğundan bahsedilen muhalefet biçimleri yeterince doyurucu bir zeminde sahip olmamaktadır. Bu nedenle muhafazakâr muhalefet biçimlerinin bir madun kimliği olma eğilimi taşıdığı tespiti desteklenememektedir.

Yine de makale, yeni araştırma sorularının sorulmasına olanak sağlaması bakımından kısır bir tartışmanın odağı olmaktan uzaktır. Bunlardan biri madun muhalefet biçimlerinin, zamanla hadiselerin akışı içerinde kimliksel bir boyut kazanıp kazanmadığına ilişkindir. Eğer kazanılmışsa bunun hala bir maduniyet biçimi olup olmadığı üzerine düşünülmesi gerekmektedir. Diğeri, din-devlet ilişkisi bağlamında alternatif okuma biçimlerinin geliştirilmesi imkânına dairdir. Hâkim söylem biçimlerinin dışına çıkılarak alternatif okumalarla bilgi birikiminin çeşitlendirilmesi, örnekler toplanması ve örneklerin yeni perspektiflerle okunması, muhafazakar muhalefetin devlet ile olan ilişkisini daha açık bir biçimde kavramamıza fayda sağlayacaktır. Nitekim makalenin girişinde de belirtildiği gibi buradaki amaçlardan biri başat tarih yazımının dışına çıkılabilecek yeni pencerelerin açılmasına katkıda bulunulmasıdır.

Reklamlar
MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

Yorum ekle

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s