Toplum ve Tahayyülün Dönüşümü Üzerine

social-Imagination-17. yüzyıl bilimsel devrimleri evrenin akıl yoluyla anlaşılabileceği düşüncesini doğurmuştur. Bu düşünce biri zihinsel ve manevi, diğeri fiziksel ve maddi iki alanı ortaya çıkarmıştır. John Searle’nin de işaret ettiği gibi din, manevi alanı; bilim, maddi alanı sahiplenmiştir. Bu formülasyon Descartes ile zirveye ulşamıştır. Gelecek yüzyıllarda düalizmi reddetmelerine rağmen Freud’un zihin bilimi, Marx’ın ise bir tarih ve toplum bilimi yaratma amacında bu düşünce kendisini göstermeye devam etmiştir.

Bu süreçte bizden bağımsız olarak var olan gerçek bir dünya düşüncesine dışsal realizm adı verilir. Dışsal realizme karşıt fikre ise idealizm adı verilir. İdealizmin en etkili düşünürü olan Kant, empirik dünyanın ötesinde kendinde şeylerden oluşan ve hakkında bilgi sahibi olamayacağımız bir gerçekliğin olduğunu ileri sürer. Böylece idealizm, görünüş ile gerçeklik arasındaki perdeyi kaldırır. Gerçekliğin sistematik görünüşlerden oluştuğunu kabul eder. Okumaya devam et “Toplum ve Tahayyülün Dönüşümü Üzerine”

Toplum ve Tahayyülün Dönüşümü Üzerine

Totalitarianism is…

totalitaryanizm

Totalitarianism is never content to rule by external means, namely, through the state arid a machinery of violence; thanks to its peculiar ideology and the role assigned to it in this apparatus of coercion, totalitarianism has discovered a means of dominating and terrorizing human beings from within.
Hannah ArendtThe Origins of Totalitarianism

 

Totalitarianism is…

Leo Strauss ve Siyaset Felsefesi

leo-strauss

Leo Strauss, 20.yy’ın en etkileyici düşünürlerinden birisidir. Birçok siyasal felsefeci gibi Nasyonel Sosyalistler’in Almanya’da iktidara gelmesiyle, Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiştir. Eserlerinde antik siyasal metinlere önem vermiş, filozofların satır aralarında ne söylediğini açıklamaya çalışmıştır. Onun çalışmalarıyla siyasal metinler tekrar popüler hale gelmiş ve üzerinde araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Strauss, doğal haklar, akıl, vahiy ve demokratik toplumlarda eğitim gibi temel sorunlara yeni bir aydınlık getirmiştir. Bu nedenle kendisine siyaset felsefesi tarihçisi de denilmektedir.

Strauss’un görüşlerine genel bir çerçeve çizdiğimizde iki temel noktaya odaklandığını görebiliriz. İlki, günümüzde modernizmin bir buhran içerisinde olduğu ve köklerinin siyasal tarihin geçmişinde saklanmış olmasıdır. İkincisi de  “tarihsicilik” anlayışıyla insan aklına yönelik sonsuz güvenin, nihilizme dönüşmesidir. Strauss, mutlak hakikate ulaşmaya çalışmaktadır. Bu nedenle fikirlerini benimsediği, olumlu yargılar beslediği klasik doğal hukuk düşünürleri ile modern doğal haklar kuramı arasındaki farkları, çelişkileri irdelemektedir.https://fildisikule.wordpress.com Okumaya devam et “Leo Strauss ve Siyaset Felsefesi”

Leo Strauss ve Siyaset Felsefesi

Anarşi, anomi, terör?

Öğrenciler birbirini yemekle meşgul, cinayetten çok intihara benzeyen bir çılgınlık bu. Yabancı rüzgârların körüklediği bu yangını batılılaşma faciasının son perdesi olarak görüyoruz. “Anomie” ama hiçbir ülkenin benzerini görmediği vahim şümullü ve köklerini tarihin derinliklerine dayayan bir “anomie”. Kamuslardaki tariflerden hiçbiri ülkemizi tehdit eden büyük tehlikeyi kucaklayamıyor. Zira Avrupa bizdeki değerler hercümercine hiçbir çağda şâhid olmamış. – Cemil Meriç

Anomi

Terörle ilgili haberler yayıldıkça aklıma zihinsel olarak felce uğramışlığımız geliyor. Ansızın eski bir kavramı hatırlıyorum “anomi”.

Anomi kelimesi çağdaş sosyolojiye Durkheim tarafından getirilmiştir. Antik kuralsızlık anlamına gelir. Durkheim, anomiyi bireylerin isteklerini dizginleyici ve başka yönlere sevkedici kuralları oluşturamama durumu olarak tanımlamıştır. Böylece intihara yol açabilecek psikolojik bunalımlar ve toplumsal parçalanma gerçekleşir.
Okumaya devam et “Anarşi, anomi, terör?”

Anarşi, anomi, terör?

İdeal Devlet Modelinde Amaç Sorunu

“En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep egemen kalacak kadar güçlü değildir.”

J.J. Rousseau

Platon
Platon

Devletin bir araç olarak mı yoksa amaç olarak mı var olduğu üzerine yüzyıllardır süren bir anlaşmazlık vardır. Bu konuda birçok felsefi düşünce türetilmiş olsa da, bu yazıda, Platon’un Devlet adlı eseri üzerinden devlet-yurttaş ilişkilerindeki “amaç” sorununa değinilecektir ve ortaya çıkan çelişkiler irdelenecektir. Unutulmamalıdır ki, yönetsel kararların devletin varoluş amaçlarına uygunluğu ve devletin varoluş nedeni, günümüzün önemli tartışmalarından birisidir.

Öncelikle Devlet’te amaçlanan yönetimin temel ilkeleri, fonksiyonları ve sınırları üzerinde durmalıyız. Platon, devleti tanımlarken herkesin mutluluğunu sağlamaya yönelik bir araç olarak göstermektedir. Çünkü devlet yöneticileri, “her fırsatta hem kendileri hem de toplum için en iyi olanı bulup yapmayı ödev bileceklerdir”. Her açıdan kamusal hizmetlerin temelindeki bu söz, kendi içinde bir çelişkiyi de taşımaktadır. “En iyiyi” amaçlayan bu sınıf aldıkları kararlarda her zaman amaçlarına uygun davranabilecekler midir? Devlet bu amaçlara bağlı kalacak mıdır? Bu konuda Platon’un öne sürdüğü diğer fikirler, devleti mutlu olmayı emredici ve ya zorlayıcı bir otorite olarak karşımıza çıkarmaktadır.  Sırasıyla Platon’a göre devletin bazı temel ilkelerini ve amaçlarını inceleyelim. Okumaya devam et “İdeal Devlet Modelinde Amaç Sorunu”

İdeal Devlet Modelinde Amaç Sorunu