Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu

Romantik Yalan Romansal Hakikat
Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Metis Yay.
İnsan ya bir Tanrı’ya sahiptir ya da bir puta.
Max Scheler
Rene Girard‘ın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat: Edebi Yapıda Ben ve Öteki başlıklı kitabını uzun bir süre önce okumuştum. Metis Yayınlarından çıkan kitap, fransızca olarak ilk defa 1961 yılında basılmış. Bu nedenle “yeni” bir eser sayılamaz. Fakat yazarın bakış açısı ve temellendirdiği hipotezler kitabın kolay eskimeyeceğini gösteriyor.
İlk bakışta kitap 12 bölümden oluşuyor. Cervantes‘ten Stendhal‘a, Dostoyevski‘den Proust‘a kadar geniş bir yazar zümresine eleştiri oklarını yöneltiyor. Flaubert de dahil. Benim ilgimi temelde dört başlık çekti: “Üçgen” Arzu, Arzunun Dönüşümleri, Efendi ve Köle ile Kahramanın Çileciliği.
Aslında kitabın tamamı edebiyat kuramına ilişkin teknik detayları içeriyor. Dolayısıyla yoğun ve karmaşık bir dili kullanımını görüyoruz. Kitabı bitirmenin zorluğu da bu uslubundan kaynaklanıyor.
Kısa bir tanıtımdan sonra yazının asıl konusuna gelelim. Amacım kitabın uzun uzadıya eleştirisini yapmak değil. Sadece kitabın (bence) temel çizgüsini oluşturan “Üçgen Arzu” kavramından bahsetmek istiyorum. Çünkü bu kavram, ilerleyen sayfalardaki incelemelerin temelini oluşturuyor. Kitabın temel hipotezi de bu varsayım üzerine kurulmuş.
Okumaya devam et “Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu”
Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu

Türkiye’nin Siyasal Rejimi(!)

Taha Parla, siyasal bilimler alanında değerli bir akademisyen ve yazarımızdır. “Türkiye’nin Siyasal Rejimi” adlı kitabında ise temel olarak demokratik ve hukuksal bir düzen arayışını ifade etmektedir. Çeşitli yayın organlarından derlenmiş bu yazılar, kendi içinde birçok ipucunu içermektedir. Bu ipuçlarından birisi “rejim” kavramı, diğeri ise “politik kültür”dür. Bu nedenle yazımda bu iki kavram üzerinde durmak istiyorum.

“Rejim” kelimesi kökeni itibarıyla Fransızca bir sözcüktür ve daha çok Fransız İhtilali’ne kadar süren yönetim biçimini tanımlamaktadır (l’ancien régime). Bu bağlamda rejim, siyasal ve sosyal düzenin tümünü ifade etmektedir.

Türk Dil Kurumu’nun (TDK) hazırladığı sözlükte ise rejimin dört farklı anlamı bulunmaktadır: 1. Yönetme, düzenleme biçimi, düzen. 2. Diyet. 3. Bir devletin yönetim biçimi. 4. Akarsu debisinin yıl boyunca gösterdiği değişikliklerin tümü.

Taha Parla kitabında “siyasal rejim” ile daha çok TDK’nın birinci maddesini kastediyor görünmektedir. Anayasa ve hukuk ilişkisi kapsamında yasama, yürütme ve yargı erklerinin tarihsel sürekliliğini ve düzenini mercek altına almaktadır. Örneğin, 1921 Anayasası’nda temelleri atılan “Halk – Parlamento – Hükümet – Bürokrasi” sıra dizisi çeşitli müdahalelerle bazen yürütmenin bazen de yargının lehine değişmekteyken, 12 Eylül darbesi güçler ayrılığı ilkesinin bozulmasına ve çok önemli yetkilere sahip bir üst yürütmenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla en zayıf halka olan bürokrasi ve hükümet (değişiklik gösterse de) en güçlü halkaya evirilmiştir. Altüst edilmiş siyasal yapıda türlü hukuksuz eylemler göz ardı edilmiştir. Bu noktada yazar, yeni yönetimin yaptığı düzenlemelerin meşruiyetini, siyasal partilerin “icazetli” dönüşlerini ve ortaya çıkan yeni sistemi eleştirmektedir.

Okumaya devam et “Türkiye’nin Siyasal Rejimi(!)”

Türkiye’nin Siyasal Rejimi(!)

Bilim Etiği – Bir Kılavuz Kitap

Tamamen objektif bir bilim, ancak muğlâk, tartışmalı ve can sıkıcı sorulardan korkanların anıtlaştırdıkları bir mittir.
Bilim Etiği

Günümüzde bilim, içinde farkı makineleri barındıran devasa bir fabrikaya benzemektedir. Her tezgahta dokunan kumaş, niteliği ve niceliğiyle birbirinden ayrılmaktadır. Fakat ortak bir çatının içinde yer almalarından, ortaya konan ürünlerin hepsi -hatalı olanlar da dahil- “bilim” etiketini taşımaktadır. Bu durum bizi bazı yanıltıcı önyargılara götürmektedir. Bilimin nesnel, tartışmasız ve mutlak doğruları barındırdığı düşüncesi, ilgili örneklerden birisi sayabilir. “Bilim Etiği” kitabı modern bilimin sakatlanmış taraflarını gözler önüne sererken bize etik ilkelerini reçete olarak kullanabileceğimizi öneriyor. Bilim etiği ile ilgili genel bir düşünme çerçevesi sunma gayreti içeriyor. fildisikule.wordpress.com

Okumaya devam et “Bilim Etiği – Bir Kılavuz Kitap”

Bilim Etiği – Bir Kılavuz Kitap

Kapitalizm – Georges Lefebvre

Kapitalizm
Kapitalizm

Uygarlığımızın yakın kaynaklarına, barbar istilâlarının sona ermek üzere olduğu X. yüzyıla kadar çıkalım. O çağda toprak, aşağı yukarı tek zenginlik, birçok insan için tek üretim aracıydı. Elinde toprak olanlar, onu ekenlerin efendisiydi. Birinciler, topraklarında kraldılar – lâik veya dinsel birer beydiler, öbürleriyse toprağa bağlı köle ya da köle sayılan – köylüler. Din duygusu, kilise adamlarının derebeylik gücünü kurdu ve sürdürdü. Lâik derebeyi ise, gücünü silâh zoruyla kabul ettirdi. O bir savaşçıydı, hayatını savaşta, küçük ölçüde bir savaş olan cirit oyunlarında, savaşın yerini tutan büyük hayvan avlarında geçiriyordu. Silâh kuşanan, kısa zamanda soylu oluyor; soyluluksa, babadan oğula geçiyordu. Bu sınıfın töreleri – ahlâkı – halk yığınlarına zorla benimsetiliyordu. Daha sonraları burjuvazi, el emeğine kölelere özgü bir şey gözüyle bakar oldu ve zenginleşince, «hiçbir şey yapmadan soyluca yaşamakla» övünür oldu. Bugün bile, soylu duygulardan, şövalyelere yaraşır davranışlardan söz etmekteyiz. Okumaya devam et “Kapitalizm – Georges Lefebvre”

Kapitalizm – Georges Lefebvre

Sokrates’ten Âşık Veysel’e – İnsan, Toplum ve Yönetim Üstüne Denemeler

Kapak Resmi
Kapak Resmi

“Yönetim üzerine kafa yoran insanlara düşen görev nedir? ” diye soruyor genç adam Thomas More’un “İnsan, iyiyi gerçekleştiremezse, kötüyü yumuşatmalıdır ,” sözüne karşılık olarak. “Susarak yapmış olduklarımız konuşarak mahvettiklerimizden daha derin izler bırakıyor.”, diyor bu kez genç adam ve dalıp gidiyor. More, “Böyle düşünmek yerine, yeni bir ülke için harekete geçmeli, yaşamın pahasına da olsa değişim için çaba sarf etmelisin. Bu ise sadece karşıdan bakıp eleştirmekle gerçekleşmez. Önemli olan o ülkenin inşasında bir parça da olsa pay alabilmektir,” diyor.
Hemen yanımızdan geçerken Kant’ı görüyoruz bu kez. Nereye gittiğini sorduğumuzda davetli olarak Birleşmiş Milletler’de bir konuşma yapacağını söylüyor. O da diğerleri gibi toplumun, insanın ve yönetimin iyiliği üzerine konuşuyor. Konuşmasında evrensel bir barışa ulaşmak için genel iradenin ortak bir kararda uzlaşması gerektiğini savunuyor.
Ortak iradenin üstüne düşünürken İbni Haldun iyi, kötü ve toplumsal yaşam arasındaki bağları ve bu bağların nasıl toplumsal kuralları etkilediğinden bahsediyor.
Okumaya devam et “Sokrates’ten Âşık Veysel’e – İnsan, Toplum ve Yönetim Üstüne Denemeler”

Sokrates’ten Âşık Veysel’e – İnsan, Toplum ve Yönetim Üstüne Denemeler

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

etik-ethics

Siyasetin amacı hakkında her insan belli başlı fikirlere sahip olmuştur. Bu fikirler herzaman ortak bir paydada birleşmiyor. Aristotales’ de bir eserinde buna değinmiş. Yeni okuduğum bu kısmı sizinle paylaşmak istiyorum.

Siyasetin amacı nedir?

“Her bilgi ve her tercih bir iyiyi arzuladığına göre, siyasetin arzuladığını söylediğimiz şey ve tüm yapılabilecek iyilerin en ucundaki şey nedir? Adı konusunda pek çok kişi anlaşıyor, hem sıradan kişiler hem de seçkin insanlar ona mutluluk diyorlar, iyi yaşamayı ve iyi dunımda olmayı da mutlu olmakla bir tutuyorlar. Ama mutluluğun ne olduğu tanışma konusudur, çoğunluğun ondan anladığı da bilge kişilerinkiyle aynı değil. Kimi apaçık, belli şeyleri, sözgelişi haz, zenginlik, onuru anlıyor, kimi de bir başka şeyi; çok kez aynı kişi bile başka başka şeyleri anlıyor, örneğin hasta olunca sağlığı, yoksul düşünce zenginliği; kendi bilgisizliklerini bilenlerse, büyük ve onları aşan şeyler söyleyenlere hayran kalıyorlar. Kimi, pek çok olan bu iyi şeyler yanında kendisi iyi olan bir şeyin olduğunu, bunun da bunların iyi olmasının nedeni olduğunu düşünmüştür. Öyleyse bu kanıların tümünü sınamak belki boşuna olur, en yaygın olanları ya da bir temeli var gibi görünenleri sınamak yeterlidir. Ayrıca ilklerden yola çıkan ve ilklere doğru giden temellendirmeler arasında bir fark olduğu da gözümüzden kaçmamalı; stadyumda yol hakemden sona doğru mu yoksa tersine mi gitmeli sorunu gibi. Platon da yolun ilklerden mi yoksa ilklere doğm mu gittiğini pek yerinde sorun edinmiş ve soruşturmaya çalışmıştı. Bilinenlerden yola çıkmak gerek, bilinenler ise iki türlüdür: Bizim bildiklerimiz ve genel olarak bilinenler. Herhalde bizim bildiklerimizden yola çıkmak gerekir. Bundan dolayı güzel, adil şeyleri ve genellikle siyaset konularını yeterince yararlanarak dinleyecek olanın ahlâkça iyi eğitilmiş olması gerekir, [ilk ise, olandır; bu da yeterince görünürse, nedenini göstermeye gerek kalmaz.] Böyle biri de  zaten ilklere sahiptir ya da onları kolayca edinebilir.”fildisikule.wordpress.com

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

Kral’ın gücünü kullanabilmek?

Truva Savaşı
Truva Savaşı

Homeros büyük bir ozan. Varlığı hakkındaki bilgilerimiz belirsizlik taşıyor olsa da büyüklüğü tartışılmıyor. Çünkü İlyada ve Odysseia destanlarının bize ulaşmasını sağlamış, uslubu bir çok şaire örnek olmuştur.

İlyada‘yı her zaman okumak istemişimdir. Kitap(1) bugün elime elime geçer geçmez de okumaya başladım. Şuan üçüncü bölümün başındayım. Edebi eserlerin çevirileri aslı kadar güzel bir anlatıma sahip olmadığından okurken zorlanıyorum. Konusu güzel, sade ve anlaşılır. Lafı fazla uzatmadan bu yazıyı yazmamın temel sebebine değinelim: “Otoritenin kutsanmış araçları“. Nam-ı diğer “Agamemnon’un sihirli değneği“. Okumaya devam et “Kral’ın gücünü kullanabilmek?”

Kral’ın gücünü kullanabilmek?