Kazakistan Ülke Profili / Fildişi Kule

KAZAKİSTAN ÜLKE PROFİLİ

  1. Genel Bilgiler[1]
Resmi Adı Kazakistan Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Cumhuriyet
Resmi Dili Kazakça , Rusça
Başkenti Astana
Yüzölçümü 2,724,900 km²
Nüfusu 18,157,122 (2015)
Nüfus Yoğunluğu 6,66 km²
Para Birimi Tenge
Başlıca Şehirleri Almatı (1,523,000), ASTANA  (759,000).
Kişi Başına Milli Gelir $ 24,100 (2014)
Üyesi Olduğu Uluslararası Kuruluşlar ADB, CICA, CIS, CSTO, EAEC, EAEU, EAPC, EBRD, ECO, EITI, FAO, GCTU, IAEA, IBRD, ICAO, ICC (NGOs), ICRM, IDA, IDB, IFAD, IFC, IFRCS, ILO, IMF, IMO, Interpol, IOC, IOM, IPU, ISO, ITSO, ITU, MIGA, MINURSO, NAM, NSG, OAS, OIC, OPCW, OSCE, PFP, SCO, UN, UNCTAD, UNESCO, UNIDO, UNWTO, UPU, WCO, WFTU (NGOs), WHO, WIPO, WMO, WTO, ZC.
  • Kısa Tarihçe

Kazakların ortaya çıkışları, tarihi kaynaklara göre Cengiz Han’ın torunları zamanına rastlamaktadır. Geleneksel olarak göçebe bir hayat yaşayan Kazakların tarih sahnesinde etkili olmaları ise Özbek Hanları devrinde olur. Bu dönemde Kazakların bir kısmı, Canı Bel’in Oğlu Kasım Han idaresinde Balkaç bölgesinde yaşarlarken, bir kısmı da Burunduk yönetiminde Urallar’da yaşıyordu. Daha sonra Kasım Han, bütün Kazakları kendi egemenliği altına aldı (1520). 17. yüzyılda ise Tevka Han, Kazak Türklerini yasal kurallara bağladı. Ancak 17. ve 18. yüzyıllarda Ruslar Türkistan’da önemli işgallerde bulundular. Bu olaya Kazaklar büyük tepki göstererek 1783’te Sırım Batur önderliğinde bir ayaklanma başlattılar.[2]

Kazak önderler 1906’da halkta milli bilincin uyanmasını sağladılar. 1916’da harekete geçtiler ve 1917’de Umumi Kazak Kongresi’ni toplayarak Orenbur’u başkent yaptılar. 1924’de otonom olarak başkentlerini Ak-Mescit’e taşıdılar ve 1936’da Sovyetler’in bir üyesi statüsünü kazandılar. 1936’da Özerk ibaresi kaldırılarak “Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” kuruldu. 1924’den 1934’e kadar tarım politikaları nedeniyle sorunlar yaşandı. Pek çok Kazak boyu, Uygur bölgesine göç etti. II. Dünya Savaşı’nda zor dönemler geçiren ve nüfusunda büyük azalma olan Kazakistan SSC, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dönemi boyunca Sovyet tarım politikalarının uygulandığı bir merkez oldu. 1990 yılında meydana gelen ekonomik krizler ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra 1991 yılında bağımsız olarak dünya arenasında yerini aldı.[3] Okumaya devam et “Kazakistan Ülke Profili / Fildişi Kule”

Kazakistan Ülke Profili / Fildişi Kule

MAKALE İNCELEME RAPORU (4)

ESER, H.Bahadır, Türk Siyasal Kültürü İçinde Dinin Rolü Üzerine Bir Açıklama Çabası: Milli Görüş Hareketi Ve Milli Nizam Partisi, Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2013, C.18, S.3, ss.201-224

Anahtar Kelimeler: Siyaset Bilimi, Siyasal Kültür, Din, Milli Nizam Partisi, Laiklik

Makale Özeti

Makale kapsamında; siyasal kültürü içerisinde dinin özel konumu ve bu konumun tarihsel süreç içerisinde Türkiye’de dönüşümü, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte din algısının değişimi ve çok partili hayatın başlamasıyla dinsel faktörlerin siyasal sistemi (bilhassa seçmen davranışları bağlamında) etkileri merkez-çevre yaklaşımı ile araştırılmaktadır.

Okumaya devam et “MAKALE İNCELEME RAPORU (4)”

MAKALE İNCELEME RAPORU (4)

MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

ÇAĞLAR, İsmail, Taşradaki Madunlar: Erken Cumhuriyet Döneminde Muhafazakâr Muhalefet, Akademik İncelemeler Dergisi, C: 10, S: 1, Y: 2015, ss.109-134.

Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Çatışma Paradigması, Telfik Paradigması, Maduniyet Ekolu, Dini Yaşantı ve Muhalefet

Makale Özeti

Makale, Cumhuriyet modernleşmesine karşı taşradaki dini muhalefetin maduniyet perspektifinden ele alınmasını konu edinmektedir. Bu perspektifle, tarihsel açıdan çok fazla üzerine düşülmemiş olan taşra yaşamının çeşitli yöntemlerle modernleşme karşısındaki tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Madunlar ile kastedilen unsur ise en geniş anlamıyla dikey -ve bir bakıma dışa doğru- sosyal hareketlilikten mahrum bırakılmış kişiler ve gruplardır. Bu kişilerim ortak muhalefet biçimleri ayak sürümek, simülasyon/dissimülasyon, firar, yapmacık itaat, yapmacık cehalet (bilmemezlikten gelmek, tecahül), iftira, kaytarma, dedikodu ve benzerleri gibi davranışlardır. Okumaya devam et “MAKALE İNCELEME RAPORU (3)”

MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

Ülke Profili: Estonya’nın Siyasal Yapısı

ESTONYA ÜLKE PROFİLİ

Genel Bilgiler[1]

Resmi Adı Estonya Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Cumhuriyet
Resmi Dili Estonca
Başkenti Tallinn
Yüzölçümü 45,228 km²
Nüfusu 1,265,420 (2015)
Nüfus Yoğunluğu 27,978 km²
Para Birimi EURO
Başlıca Şehirleri Tallinn (439,618), Tartu (97,117), Narva (58,663), Pärnu (41,528)
Kişi Başına Milli Gelir $27,900 (2014)
Üyesi Olduğu Uluslararası Kuruluşlar Australia Group, BA, BIS, CBSS, CD, CE, EAPC, EBRD, ECB, EIB, EMU, ESA (işbirlikçi devlet), EU, FAO, IAEA, IBRD, ICAO, ICC, ICCt, ICRM, IDA, IEA, IFAD, IFC, IFRCS, IHO, ILO, IMF, IMO, Interpol, IOC, IOM, IPU, ISO, ITSO, ITU, ITUC (NGOs), MIGA, MINUSMA, NATO, NIB, NSG, OAS (gözlemci), OECD, OIF (gözlemci), OPCW, OSCE, PCA, Schengen Convention, UN, UNCTAD, UNESCO, UNHCR, UNTSO, UPU, WCO, WHO, WIPO, WMO, WTO
  • Kısa Tarihçe

Estonya’nın bulunduğu bugünkü alanda; yerleşimler ilk olarak 11.000 yıl önce, buz örtüsünün çekilmesinin ardından görülmektedir. Daha sonra 12.yy boyunca Baltık bölgesi Töton Şövalyelerinin hâkimiyetinde olduğu görülen bölge halkı, 13.yüzyılın başında, Alman ve Danimarka Haçlı seferlerinin baskısı altında Hıristiyan Birliğine dâhil edilmiştir. 14. Yüzyılda Baltık Bölgesinin kontrolü Hansa Birliğinin eline geçmiştir. 1248’lerin başında şehir sözleşmesini alan Tallinn’de (Reval) dâhil olmak üzere Estonya’nın birçok şehri ve kasabası bu birliğe dâhil edilmiştir. 16. yüzyılın birinci yarısından itibaren Reformasyon süreci Estonya’ya ulaşmış Protestan kültürün hâkimiyeti altına girmiştir.[2] Okumaya devam et “Ülke Profili: Estonya’nın Siyasal Yapısı”

Ülke Profili: Estonya’nın Siyasal Yapısı

Avrupa Birliği’nde Oydaşmacı Demokrasi Modeli

ab-parlamentosu
AB Parlamentosu

Avrupa Birliği’nin temel kurumları yasama, yürütme, yargı ve parasal organlar şeklinde sınıflandırmak daha önce belirtilen ülkeler kadar kolaylıkla olmuyor. Ancak AB’nin gelişmesinde atılan belli başlı adımların büyük çoğunluğu Avrupa Konseyi tarafından yerine getirilir. Avrupa Komisyonu ise AB’nin yürütme organı gibi çalışır.Avrupa Parlamentosu yasama organın alt meclisi, Avrupa Konseyi ise bir üst meclis olarak değerlendirilebilir.
1)Yürütme Gücünün Geniş Koalisyon Hükümetleri Tarafından Paylaşılması

Avrupa Komisyonu her bir özel bir bakan sorumluluğunu üstlenen ve üye devletlerin hükümetleri tarafından atanan 20 üyeden oluşur.Almanya,İngiltere,İspanya,Fransa,İtalya komisyon için iki üye atar.Diğer ülkeler birer üye atar. AB içindeki bütün üye devletler bu komisyon içinde temsil edilir. Okumaya devam et “Avrupa Birliği’nde Oydaşmacı Demokrasi Modeli”

Avrupa Birliği’nde Oydaşmacı Demokrasi Modeli

Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

4753704-4x3-340x255
Agnes Heller

Asıl sorun – birçoklarının inandığı gibi – tanrının olmadığı koşullarda iyiyi kötüden ayırma imkanımız olmaması değildir. Asıl sorun neyi iyi, neyi kötü saymamız gerektiğidir.

Bütün filozofların aynı pratik amaç (daha çok nezihlik, ahlaki yasaya itaat) için çalışmaları koşuluyla, teorik çoğulculuğun modern şartını kabul etme girişimi, sadece liberal hoşgörülülüğe ilişkin bir alıştırma değildir; aynı zamanda, yeni bir felsefi içgörüyü ifade eder.

Dünya görüşlerinin, felsefelerinin, metafiziklerin ve dinsel inançların çeşitliliği, rakip dünya görüşlerinden bir tanesi – sadece kendi taraftarı için değil, ama evrensel bir niyetle de – buyrukları ve yasakları belirlemediği sürece, ortak bir etosun ortaya çıkmasını engellemez.

Hristiyanlık, modern doğal hukuk teorilerinin ilgileriyle kaynaştı. Bu eğilimden “modern hümanizm” diye bahsedeceğim. Kanımca hümanizm ne öznelciliğin Descartesci kalıtıyla özdeştir, ne bireyi evrenin merkezine yerleştirme girişimi ile bitişiktir. Hümanizm yumuşaklık anlamına …(her şeyi anlamak, her şeyi hoşgörmektir) anlamına gelmediği gibi, tüm ahlaki normlarımızı ve kurallarımızı rasyonelleştirme girişimi anlamına da gelmez.

Modern hümanizmde bir nebze mistisizm vardır; milliyetlerimize, metafizik itikat ve inançlarımıza bakmaksızın hepimizin içinde var olan ortak ruh gibi bir şeye bağlanmak sözkonusudur.

Okumaya devam et “Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller”

Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)

Donald Quatert’in “Osmanlı İmparatorluğu 1700- 1922” adlı kitabı için hazırladığım bir yazıyı, kısaltarak buraya ekliyorum.

Osmanlı İmparatorluğu altı yüz yıldan uzun bir süre dünya sahnesinde rol oynamış, Ortadoğu devletine özgü kurumları kendine uyarlayarak hızla sınırlarını büyütmüş bir siyasal birliktir. Çünkü Türkmen geleneklerini İslam inancıyla beslemiş, Bizans ve Fars siyasal kurumlarından etkilenmiş ve üç kıtada topraklarını genişletmiştir. Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922 adlı kitabında kısaca bu büyük siyasal gücün ortaya çıkışını sonra yükselişi ve çöküşünü inceliyor. Devletin 17.yüzyıl sonra gücünü yeni Avrupa karşısında kaybetmeye başlamasını ve gücünü toparlayamayarak 20. yüzyıl başlarında siyaset sahnesinden çekilmesinin sosyal, ekonomik ve siyasi nedenlerini önümüze seriyor.

Quataert’e göre kuruluş öneminde gazilik ve dini nitelikler önemli olsa bile asıl belirleyici nokta devletin niteliği ile olmuştur. Pragmatik bir devlet olarak Osmanlılar dönemin diğer devletleri ile benzerlik içindeydi ve bu yüzden kendine özgü bir çizgisi bulunmuyordu. Belki bulunduğu coğrafyanın avantajları olabilirdi, o kadar. Çünkü Osmanlı başarısının kesinlik taşıdığı ilk olay Çimpe Kale’sinin alınarak Balkanlar için güvenli bir köprübaşına sahip olmasıdır. Bu durum Anadolu’daki rakipleri karşısında yandaşlarına sunabileceği yeni zenginleşme alanları anlamına geliyordu. Böylece Türkmenleri Bizans Anadolu’suna getiren güçlerin benzerleri, şimdi de Osmanlılarla göçmenleri Balkanlar’a getiriyordu.

Osmanlılar, ilerleyişlerini kolaylaştıran bir dizi faktöre sahipti. Bizans içindeki taht kavgaları Balkanları güçsüz bırakmıştı. Niğbolu ve Varna savaşları ise Osmanlının Balkanlar’daki durumunu perçinlemiş son haçlı seferlerini bertaraf etmesini sağlamıştı. Bu savaşlarda Balkanlar’daki feodal beyler de Sultan’a destek vermişti. Demek ki çıkarları karşısında Osmanlılar etrafında Müslümanlar kadar Hıristiyanlar da toplanabiliyordu. Yapılan fetihler dinamik bir nüfus yoğunluğunu da taşımış ve 2.Mehmet’in İstanbul’u almasından sonra şehir imar edilmişti. 1478 yılında şehir nüfusu iki katına çıkarak yaklaşık 70.000’e ulaşmıştı. Dolayısıyla bir zamanlar bölünmüş olan ticaret yolları ve kaynaklar artık tek bir imparatorlukta birleşiyordu.

Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)”

Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)