Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

4753704-4x3-340x255
Agnes Heller

Asıl sorun – birçoklarının inandığı gibi – tanrının olmadığı koşullarda iyiyi kötüden ayırma imkanımız olmaması değildir. Asıl sorun neyi iyi, neyi kötü saymamız gerektiğidir.

Bütün filozofların aynı pratik amaç (daha çok nezihlik, ahlaki yasaya itaat) için çalışmaları koşuluyla, teorik çoğulculuğun modern şartını kabul etme girişimi, sadece liberal hoşgörülülüğe ilişkin bir alıştırma değildir; aynı zamanda, yeni bir felsefi içgörüyü ifade eder.

Dünya görüşlerinin, felsefelerinin, metafiziklerin ve dinsel inançların çeşitliliği, rakip dünya görüşlerinden bir tanesi – sadece kendi taraftarı için değil, ama evrensel bir niyetle de – buyrukları ve yasakları belirlemediği sürece, ortak bir etosun ortaya çıkmasını engellemez.

Hristiyanlık, modern doğal hukuk teorilerinin ilgileriyle kaynaştı. Bu eğilimden “modern hümanizm” diye bahsedeceğim. Kanımca hümanizm ne öznelciliğin Descartesci kalıtıyla özdeştir, ne bireyi evrenin merkezine yerleştirme girişimi ile bitişiktir. Hümanizm yumuşaklık anlamına …(her şeyi anlamak, her şeyi hoşgörmektir) anlamına gelmediği gibi, tüm ahlaki normlarımızı ve kurallarımızı rasyonelleştirme girişimi anlamına da gelmez.

Modern hümanizmde bir nebze mistisizm vardır; milliyetlerimize, metafizik itikat ve inançlarımıza bakmaksızın hepimizin içinde var olan ortak ruh gibi bir şeye bağlanmak sözkonusudur.

Okumaya devam et “Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller”

Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu

Romantik Yalan Romansal Hakikat
Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Metis Yay.
İnsan ya bir Tanrı’ya sahiptir ya da bir puta.
Max Scheler
Rene Girard‘ın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat: Edebi Yapıda Ben ve Öteki başlıklı kitabını uzun bir süre önce okumuştum. Metis Yayınlarından çıkan kitap, fransızca olarak ilk defa 1961 yılında basılmış. Bu nedenle “yeni” bir eser sayılamaz. Fakat yazarın bakış açısı ve temellendirdiği hipotezler kitabın kolay eskimeyeceğini gösteriyor.
İlk bakışta kitap 12 bölümden oluşuyor. Cervantes‘ten Stendhal‘a, Dostoyevski‘den Proust‘a kadar geniş bir yazar zümresine eleştiri oklarını yöneltiyor. Flaubert de dahil. Benim ilgimi temelde dört başlık çekti: “Üçgen” Arzu, Arzunun Dönüşümleri, Efendi ve Köle ile Kahramanın Çileciliği.
Aslında kitabın tamamı edebiyat kuramına ilişkin teknik detayları içeriyor. Dolayısıyla yoğun ve karmaşık bir dili kullanımını görüyoruz. Kitabı bitirmenin zorluğu da bu uslubundan kaynaklanıyor.
Kısa bir tanıtımdan sonra yazının asıl konusuna gelelim. Amacım kitabın uzun uzadıya eleştirisini yapmak değil. Sadece kitabın (bence) temel çizgüsini oluşturan “Üçgen Arzu” kavramından bahsetmek istiyorum. Çünkü bu kavram, ilerleyen sayfalardaki incelemelerin temelini oluşturuyor. Kitabın temel hipotezi de bu varsayım üzerine kurulmuş.
Okumaya devam et “Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu”
Rene Girard’ın Romansal Hakikati: Üçgen Arzu

Totalitarianism is…

totalitaryanizm

Totalitarianism is never content to rule by external means, namely, through the state arid a machinery of violence; thanks to its peculiar ideology and the role assigned to it in this apparatus of coercion, totalitarianism has discovered a means of dominating and terrorizing human beings from within.
Hannah ArendtThe Origins of Totalitarianism

 

Totalitarianism is…

Don Kişot – Michel Foucault

"Yel Değirmenlerine Karşı"
"Yel Değirmenlerine Karşı"

Don Quijote”nin maceraları, yolları ve dolambaçlarıyla, sınırı çizmektedir: eski benzerlikler ve işaretler oyunları onda sona ermektedirler; yeni ilişkiler daha şimdiden burada kurulmaktadırlar.

Don Quijote deli bozuk biri olmaktan çok, benzerliğin bütün işaretleri önünde mola veren özenli bir hacıdır. O, Aynı”nın kahramanıdır. Tıpkı dar ve küçük taşrasından olduğu gibi, Benzer”in etrafında yayılan bildik düzlükten de uzaklaşmayı başaramamaktadır. Farklılığın net sınırlarını asla aşamadan, ne de kimliğin kalbine ulaşamadan buraları sonsuza kadar kat etmektedir.

Okumaya devam et “Don Kişot – Michel Foucault”

Don Kişot – Michel Foucault

Batılılaşmak veya Havuz Problemi(!)

Sözlüklere bakmanıza gerek yok. Efradını câmi, ağyarını mani bu kavrama henüz ansiklopediler yabancı. Ararsanız bulursunuz, bulursanız ne aradığınızı unutursunuz. Efendim, neler yok ki içinde; iki doğru arasında zikzaklar çizerek ilerleyen bir süreç, coğrafyanın bilincini felç edercesine girift yön polemikleri, medeniyet beşiğinin sallandığı uygarlık ninnileri vesaire…  Dilerseniz öğrenebileceğinizi umduğum eserlerin listesini size sunabilirim. Fakat öğrenebilir misiniz? Bilemiyorum… Kelime net, muhteva karmaşık.

Sözün kısası faili meçhul bir cinayet. Maktul “batılılaşmak.”

Okumaya devam et “Batılılaşmak veya Havuz Problemi(!)”

Batılılaşmak veya Havuz Problemi(!)

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

etik-ethics

Siyasetin amacı hakkında her insan belli başlı fikirlere sahip olmuştur. Bu fikirler herzaman ortak bir paydada birleşmiyor. Aristotales’ de bir eserinde buna değinmiş. Yeni okuduğum bu kısmı sizinle paylaşmak istiyorum.

Siyasetin amacı nedir?

“Her bilgi ve her tercih bir iyiyi arzuladığına göre, siyasetin arzuladığını söylediğimiz şey ve tüm yapılabilecek iyilerin en ucundaki şey nedir? Adı konusunda pek çok kişi anlaşıyor, hem sıradan kişiler hem de seçkin insanlar ona mutluluk diyorlar, iyi yaşamayı ve iyi dunımda olmayı da mutlu olmakla bir tutuyorlar. Ama mutluluğun ne olduğu tanışma konusudur, çoğunluğun ondan anladığı da bilge kişilerinkiyle aynı değil. Kimi apaçık, belli şeyleri, sözgelişi haz, zenginlik, onuru anlıyor, kimi de bir başka şeyi; çok kez aynı kişi bile başka başka şeyleri anlıyor, örneğin hasta olunca sağlığı, yoksul düşünce zenginliği; kendi bilgisizliklerini bilenlerse, büyük ve onları aşan şeyler söyleyenlere hayran kalıyorlar. Kimi, pek çok olan bu iyi şeyler yanında kendisi iyi olan bir şeyin olduğunu, bunun da bunların iyi olmasının nedeni olduğunu düşünmüştür. Öyleyse bu kanıların tümünü sınamak belki boşuna olur, en yaygın olanları ya da bir temeli var gibi görünenleri sınamak yeterlidir. Ayrıca ilklerden yola çıkan ve ilklere doğru giden temellendirmeler arasında bir fark olduğu da gözümüzden kaçmamalı; stadyumda yol hakemden sona doğru mu yoksa tersine mi gitmeli sorunu gibi. Platon da yolun ilklerden mi yoksa ilklere doğm mu gittiğini pek yerinde sorun edinmiş ve soruşturmaya çalışmıştı. Bilinenlerden yola çıkmak gerek, bilinenler ise iki türlüdür: Bizim bildiklerimiz ve genel olarak bilinenler. Herhalde bizim bildiklerimizden yola çıkmak gerekir. Bundan dolayı güzel, adil şeyleri ve genellikle siyaset konularını yeterince yararlanarak dinleyecek olanın ahlâkça iyi eğitilmiş olması gerekir, [ilk ise, olandır; bu da yeterince görünürse, nedenini göstermeye gerek kalmaz.] Böyle biri de  zaten ilklere sahiptir ya da onları kolayca edinebilir.”fildisikule.wordpress.com

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

Endülüs’ten Bir Dost: İbn Rüşd

ibn-rüşd
İbn Rüşd

XI. yy’da İbni Sina İslam dünyasının doğu kesiminde Aristotelesçi felsefenin parlak yorumcusu ve felsefenin temsilcisi olmuş, fakat yüzyıl kadar sonra Gazali’nin eleştirileriyle İslam aleminde felsefe gözden düşmüştü. XII. Yy sonlarında Aristotelesçilik ve dolayısıyla felsefe, ama bu kez yeniplantoncu unsurlardan arındırılmış olarak, İslam dünyasının batı ucunda, Endülüs’te ilk ve son savunucusunu buldu. İbni Rüşd, bir yandan Aristoteles’in temel kitaplarına yazdığı şerhlerle, bir yandan da felsefe-din arasında bir uyuşmazlık değil, tersine bir bütünlük olduğunu, bu ikisinin bir tek gerçeğin iki ayrı anlatım ve kavrayış biçimi sayılması gerektiğini ortaya koymasıyla tanındı.
Okumaya devam et “Endülüs’ten Bir Dost: İbn Rüşd”

Endülüs’ten Bir Dost: İbn Rüşd