TÜRKİYE’DE YÖNETİŞİM ve E-DEVLET UYGULAMALARI KAPSAMINDA KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1.      Kocaeli Tarihi

Asya ile Avrupa kıtaları arasında önemli kara ve demiryolu güzergâhlarının kesiştiği bir yerde kurulan Kocaeli, bugün Marmara Bölgesi’nin ve yurdumuzun en önemli endüstri ve sanayi yerleşimlerinden biridir. Kocaeli’nin tarihi çok daha eski çağlara uzanır. İlk çağlarda, Bithynia adı verilen bölgede kurulan kentler, sırasıyla, Olbia, Astakos, Nicomedia, İznikmid, İzmid ve Kocaeli adlarını almıştır. Trakya’dan gelen Megaralılar M.Ö. 712’de İzmit Körfezi’nin güneyindeki Başiskele yöresine yerleşerek Astakos adı verilen bir kent kurdular. Astakos halkı M.Ö. 262 yılında, bugünkü İzmit’in bulunduğu alanda kurulan bölgeye yerleşmiştir. Bitinya Krallığı’nın yıkılıncaya kadar başkenti kalacak bu kente, kurucusundan dolayı Nicomedia adı verilir.

Roma İmparatoru Diocletian, 284 yılında Nicomedia’yı işgal ederek Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapar. Bu dönemde şehir, Roma, Antakya ve İskenderiye’den sonra dünyanın dördüncü büyük kenti haline geldi. Fakat Büyük Konstantin tarafından İstanbul’un imparatorluğun merkezi yapılması ve İmparator Jüstinyen’in de Kadıköy-İzmit arasındaki yolu askeri nedenlerle kapatarak ulaşımı İznik üzerinden sağlamasıyla Nicomedia, eski önemini kaybetti.

Kocaeli, Osman Bey ve oğlu Orhan Bey’in uç beylerinden Akçakoca tarafından 1337 yılında Osmanlı topraklarına katılır. Nikomedya Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra, önce İznikmid, daha sonra İzmid (İzmit) adını almıştır. Şehir en parlak dönemine Kanuni Sultan Süleyman zamanında ulaştı. 19. yüzyılda İstanbul-İzmit arasında işleyen ve 1873 yılından itibaren de Haydarpaşa-Ankara güzergâhında faaliyet gösteren demiryolunun kente ulaşmasından sonra Kocaeli’nin ticari ve sosyal yaşamı canlanmaya başladı. Kent, 1888 yılında bağımsız sancak oldu ve ismi İzmit olarak değiştirildi. Daha sonra bölgeye fatihi Akçakoca’dan dolayı Akçakoca’nın yurdu manasına gelen ‘Kocaeli’ adı verilir.

I. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımlar sonucu önemini bir süre yitiren ve sırasıyla önce İngilizler (6 Temmuz 1920) ardından Yunanlılar (28 Nisan 1921) tarafından işgal edilen Kocaeli, 28 Haziran 1921 de Türk Orduları tarafından işgalden kurtarıldı. Kocaeli’nin Başiskele, Darıca, Dilovası, Çayırova, İzmit, Derince, Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra, Kartepe ve Körfez olmak üzere toplam on iki ilçesi bulunmaktadır. Kocaeli, Cumhuriyetle birlikte özellikle sanayileşme alanında en hızlı gelişen illerimizden birisi olmuştur. Bunun başlıca nedeni İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım imkânlarının çeşitliliğidir. 1934 yılında İzmit’te ilk kağıt üretim tesisi olan İzmit Kağıt Fabrikası açılırken, bunu 1944’te ikinci selüloz ve Kağıt Fabrikası takip etmiş, SEKA tesisleri 1954, 1957 ve 1959’da genişletilmiştir. Böylece günümüze kadar devam eden hızlı bir sanayileşme ile Kocaeli, Türkiye’nin ileri düzeyde sanayi bölgesi durumuna gelmiştir. Ayrıca Kocaeli ile ilgili önemli bir bilgi de, 30 derece meridyeni Köseköy’deki otoyol kavşağı köprüsünün bulunduğu yerde olduğundan tüm Türkiye saatlerini Kocaeli’ne göre ayarlamaktadır.

2. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Tarihi

Türkiye’deki ilk büyükşehir belediyeleri 1984 yılı Ocak ayında çıkarılan 2972 sayılı yasa ve Mart ayında çıkarılan 195 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca üç büyük kentte kurulmuştur. Bu tarih itibarıyla, bu üç kentten, İstanbul’un on beş, Ankara’nın beş ve İzmir’in de üç metropoliten ilçesi vardı. Aynı yılın Temmuz ayında çıkarılan 3030 sayılı yasa ile büyükşehir ve ilçe belediyelerinin statüleri netleşmiştir. 1993 yılında yedi büyükşehir belediyesi daha kuruldu. Bu yedi büyükşehir; Antalya, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Mersin, Kocaeli ve Samsun’du. Ancak bu defa farklı bir uygulama ile 504 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan büyükşehirlerde, ilçe belediyesi yerine birinci kademe belediyesi kurularak ilçe kuruluşu 2008 yılına kadar ertelenmiştir. Bu şekilde kurulan büyükşehir içi ilk kademe belediyelerinin sayısı, Erzurum, Samsun’da dört; Antalya, Diyarbakır, Mersin’de üç; Eskişehir ve Kocaeli’de ise ikidir. Okumaya devam et “TÜRKİYE’DE YÖNETİŞİM ve E-DEVLET UYGULAMALARI KAPSAMINDA KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ”

TÜRKİYE’DE YÖNETİŞİM ve E-DEVLET UYGULAMALARI KAPSAMINDA KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

İNTERNET KULLANIMINDA ETİK SORUNLAR

şifreleme-internet-etik<<Jean-Claude Garcia-Zamor, “55. Ethical Issues in the Use of the Internet”, Handbook of Comparative and Development Public Administration, Ed: Ali Farazmand, Marcel Dekker, 2001, pp. 795-805.>>

  1. Giriş

1969 yılında İnternet, henüz U.S. Savunma Bakanlığı ve üniversiteli araştırmacılar için bir teknoloji ve iletişim ağıydı. 1996’ya gelindiğinde dünyadaki 234 milyon bilgisayarın 52 milyonunu bağlayan bir deve dönüşmüştü. İnternet, kişisel oyun alanlarından işletmeler için bilgi otoyolu olana dek her türlü hizmeti sunmaktadır. Küresel ağ toplumunun yapısı -internet yoluyla bağlantılı insanlardan, işletmelerden ve kurumlardan oluşan bir dünya- gerçekliği olarak hızlıca var olmaktadır. Bugün, dünya nüfusunun yalnızca %1’i kişisel bir bilgisayar kullanmaktadır ve daha az sayıda insan da internete bağlıdır. Ancak bazı ölçümler dünyanın 2008 yılına gelindiğinde en az 1 milyar siber yurttaşın internetle bağlantılı olacağını tahmin etmektedir. Fakat Birleşik Devletler gibi ilk adımlarını bu alana atan bazı ülkelerde gizlilik, devlet düzenlemeleri ve vergilendirme gibi konular üzerinde kuşkular bulunmaktadır. Birleşik Devletlerde çevrim için gizlilik üzerine ilgi o kadar yüksektir ki, 82 farklı yasa tarafından ülke çapında düzenlenmektedir. Kongre, çevrimiçi gizliliğe önem vermektedir. Benzer yasama faaliyeti dünya üzerinde birçok ülke kanunlarında hem düzenlenmekte hem de varlığı sürdürmektedir (Sagan 1998:45-46).

Teknoloji ve bilgisayarlar çağı, endüstrileşmiş toplumlarda, özellikle de Birleşik Devletler’de benzersiz ikilemlerle gelmiştir. Üç bağlantılı etik konu bu bölümde tartışılacaktır: şifreleme, reklamcılık ve internet üzerinde e-ticaret. Bu üç problem yönetimsel etiğin daha fazla gelişmiş olduğu ülkelerde uygulanmasında önemli etkileri olacaktır. Bunlar ayrıca üçüncü dünya ülkelerine taşıyabilecek olan yönetimin gelişim sürecini yolunu etkileyebilecektir. Zaten bu teknoloji “küresel köy” konseptini daha gerçekçi yapmaktadır. Şifreleme ve internet reklamcılığındaki etik problemlerin tartışılmasının ardından, bu yeni teknolojilerin devlet düzenlemelerindeki zorluklar sorgulanacaktır. Son olarak yönetimin gelişimine olan etkisi gözden geçirilecektir.    Okumaya devam et “İNTERNET KULLANIMINDA ETİK SORUNLAR”

İNTERNET KULLANIMINDA ETİK SORUNLAR

MAKALE İNCELEME RAPORU (4)

ESER, H.Bahadır, Türk Siyasal Kültürü İçinde Dinin Rolü Üzerine Bir Açıklama Çabası: Milli Görüş Hareketi Ve Milli Nizam Partisi, Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2013, C.18, S.3, ss.201-224

Anahtar Kelimeler: Siyaset Bilimi, Siyasal Kültür, Din, Milli Nizam Partisi, Laiklik

Makale Özeti

Makale kapsamında; siyasal kültürü içerisinde dinin özel konumu ve bu konumun tarihsel süreç içerisinde Türkiye’de dönüşümü, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte din algısının değişimi ve çok partili hayatın başlamasıyla dinsel faktörlerin siyasal sistemi (bilhassa seçmen davranışları bağlamında) etkileri merkez-çevre yaklaşımı ile araştırılmaktadır.

Okumaya devam et “MAKALE İNCELEME RAPORU (4)”

MAKALE İNCELEME RAPORU (4)

MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

ÇAĞLAR, İsmail, Taşradaki Madunlar: Erken Cumhuriyet Döneminde Muhafazakâr Muhalefet, Akademik İncelemeler Dergisi, C: 10, S: 1, Y: 2015, ss.109-134.

Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Çatışma Paradigması, Telfik Paradigması, Maduniyet Ekolu, Dini Yaşantı ve Muhalefet

Makale Özeti

Makale, Cumhuriyet modernleşmesine karşı taşradaki dini muhalefetin maduniyet perspektifinden ele alınmasını konu edinmektedir. Bu perspektifle, tarihsel açıdan çok fazla üzerine düşülmemiş olan taşra yaşamının çeşitli yöntemlerle modernleşme karşısındaki tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Madunlar ile kastedilen unsur ise en geniş anlamıyla dikey -ve bir bakıma dışa doğru- sosyal hareketlilikten mahrum bırakılmış kişiler ve gruplardır. Bu kişilerim ortak muhalefet biçimleri ayak sürümek, simülasyon/dissimülasyon, firar, yapmacık itaat, yapmacık cehalet (bilmemezlikten gelmek, tecahül), iftira, kaytarma, dedikodu ve benzerleri gibi davranışlardır. Okumaya devam et “MAKALE İNCELEME RAPORU (3)”

MAKALE İNCELEME RAPORU (3)

Makale İnceleme Raporu (2)

KOCA, Ferhat, Küreselleşme Sürecinde Müslümanların Geleneksel Kendini Tanıma Biçimlerinin Yenilenmesi Üzerine, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, S:25, 2015, ss. 53-75.

Anahtar Kelimeler: Din, İslam, İslam Hukuk Metodolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk.

Makale Özeti

Makale kapsamında; din ve İslam terimlerinin tanımlamaları yapılmakta, Müslümanların geleneksel kendini tanıma biçimleri ve bu biçimlerin olumlu-olumsuz sonuçları ortaya konulmakta, daha geniş bir İslam inancı içerisinde Müslümanların zihin atlasında yenileme yapılabilmesinin yolları araştırılmaktadır. Okumaya devam et “Makale İnceleme Raporu (2)”

Makale İnceleme Raporu (2)

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

etik-ethics

Siyasetin amacı hakkında her insan belli başlı fikirlere sahip olmuştur. Bu fikirler herzaman ortak bir paydada birleşmiyor. Aristotales’ de bir eserinde buna değinmiş. Yeni okuduğum bu kısmı sizinle paylaşmak istiyorum.

Siyasetin amacı nedir?

“Her bilgi ve her tercih bir iyiyi arzuladığına göre, siyasetin arzuladığını söylediğimiz şey ve tüm yapılabilecek iyilerin en ucundaki şey nedir? Adı konusunda pek çok kişi anlaşıyor, hem sıradan kişiler hem de seçkin insanlar ona mutluluk diyorlar, iyi yaşamayı ve iyi dunımda olmayı da mutlu olmakla bir tutuyorlar. Ama mutluluğun ne olduğu tanışma konusudur, çoğunluğun ondan anladığı da bilge kişilerinkiyle aynı değil. Kimi apaçık, belli şeyleri, sözgelişi haz, zenginlik, onuru anlıyor, kimi de bir başka şeyi; çok kez aynı kişi bile başka başka şeyleri anlıyor, örneğin hasta olunca sağlığı, yoksul düşünce zenginliği; kendi bilgisizliklerini bilenlerse, büyük ve onları aşan şeyler söyleyenlere hayran kalıyorlar. Kimi, pek çok olan bu iyi şeyler yanında kendisi iyi olan bir şeyin olduğunu, bunun da bunların iyi olmasının nedeni olduğunu düşünmüştür. Öyleyse bu kanıların tümünü sınamak belki boşuna olur, en yaygın olanları ya da bir temeli var gibi görünenleri sınamak yeterlidir. Ayrıca ilklerden yola çıkan ve ilklere doğru giden temellendirmeler arasında bir fark olduğu da gözümüzden kaçmamalı; stadyumda yol hakemden sona doğru mu yoksa tersine mi gitmeli sorunu gibi. Platon da yolun ilklerden mi yoksa ilklere doğm mu gittiğini pek yerinde sorun edinmiş ve soruşturmaya çalışmıştı. Bilinenlerden yola çıkmak gerek, bilinenler ise iki türlüdür: Bizim bildiklerimiz ve genel olarak bilinenler. Herhalde bizim bildiklerimizden yola çıkmak gerekir. Bundan dolayı güzel, adil şeyleri ve genellikle siyaset konularını yeterince yararlanarak dinleyecek olanın ahlâkça iyi eğitilmiş olması gerekir, [ilk ise, olandır; bu da yeterince görünürse, nedenini göstermeye gerek kalmaz.] Böyle biri de  zaten ilklere sahiptir ya da onları kolayca edinebilir.”fildisikule.wordpress.com

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

İnsanı Kaybediyoruz…

İnsanı kaybediyoruz...
İnsanı kaybediyoruz...

İnsan ölüyor ve biz her gün doğumunda yeniden dirilmesi için dua ediyoruz. Güneşin parıltısı ile uyanan yerküre şaşkınlıkla bizi izliyor. Ölüler uyanmaz, ölümlüler uyumaz.İnsanoğlu birkaç yüzyıldır her ikisini beraber yaşıyor. Varlığımızın bizi ayrıcalıklı kılan tek bir boyutunu kabulleniyoruz; düşünebilmek. Parçası olduğumuz doğanın diğer kurallarını inkar ediyoruz; birlikte yaşayabilmek. Sınırlarını yaşam ve ölüm gibi tuğlaların ördüğü girift bir dünyada yaşıyoruz. Fakat biz, sadece bizim olanların olduğu bir dünyayı düşlüyoruz. Kendi dünyamızda insan(lık) ölüyor ve biz insanı kaybediyoruz…

Hayatımızda sık sık genellemelere yer veririz. Kuşların uçabildiğini, balıkların yüzebildiğini biliyoruz. Bilmediklerimizi varsayımlarla destekliyoruz. Sonsuz bir evrende, kıt kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçlarla yaşıyoruz. Medeniyetler inşa ediyoruz. Hatta vararlığımızın gerektirdiği davranışları sergilediğimize inanıyoruz. İnsanlığımızı sınıflandırıyoruz. Daha uygar olanları, olmayanlardan ayırıyoruz. Peki insanı nasıl genelliyoruz? Nasıl tanıyoruz onu? Açıkça sormak gerekirse kaybettiğimiz insan kim? Okumaya devam et “İnsanı Kaybediyoruz…”

İnsanı Kaybediyoruz…