Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

4753704-4x3-340x255
Agnes Heller

Asıl sorun – birçoklarının inandığı gibi – tanrının olmadığı koşullarda iyiyi kötüden ayırma imkanımız olmaması değildir. Asıl sorun neyi iyi, neyi kötü saymamız gerektiğidir.

Bütün filozofların aynı pratik amaç (daha çok nezihlik, ahlaki yasaya itaat) için çalışmaları koşuluyla, teorik çoğulculuğun modern şartını kabul etme girişimi, sadece liberal hoşgörülülüğe ilişkin bir alıştırma değildir; aynı zamanda, yeni bir felsefi içgörüyü ifade eder.

Dünya görüşlerinin, felsefelerinin, metafiziklerin ve dinsel inançların çeşitliliği, rakip dünya görüşlerinden bir tanesi – sadece kendi taraftarı için değil, ama evrensel bir niyetle de – buyrukları ve yasakları belirlemediği sürece, ortak bir etosun ortaya çıkmasını engellemez.

Hristiyanlık, modern doğal hukuk teorilerinin ilgileriyle kaynaştı. Bu eğilimden “modern hümanizm” diye bahsedeceğim. Kanımca hümanizm ne öznelciliğin Descartesci kalıtıyla özdeştir, ne bireyi evrenin merkezine yerleştirme girişimi ile bitişiktir. Hümanizm yumuşaklık anlamına …(her şeyi anlamak, her şeyi hoşgörmektir) anlamına gelmediği gibi, tüm ahlaki normlarımızı ve kurallarımızı rasyonelleştirme girişimi anlamına da gelmez.

Modern hümanizmde bir nebze mistisizm vardır; milliyetlerimize, metafizik itikat ve inançlarımıza bakmaksızın hepimizin içinde var olan ortak ruh gibi bir şeye bağlanmak sözkonusudur.

Okumaya devam et “Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller”

Modernitedeki Ahlaki Durum – Agnes Heller

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

etik-ethics

Siyasetin amacı hakkında her insan belli başlı fikirlere sahip olmuştur. Bu fikirler herzaman ortak bir paydada birleşmiyor. Aristotales’ de bir eserinde buna değinmiş. Yeni okuduğum bu kısmı sizinle paylaşmak istiyorum.

Siyasetin amacı nedir?

“Her bilgi ve her tercih bir iyiyi arzuladığına göre, siyasetin arzuladığını söylediğimiz şey ve tüm yapılabilecek iyilerin en ucundaki şey nedir? Adı konusunda pek çok kişi anlaşıyor, hem sıradan kişiler hem de seçkin insanlar ona mutluluk diyorlar, iyi yaşamayı ve iyi dunımda olmayı da mutlu olmakla bir tutuyorlar. Ama mutluluğun ne olduğu tanışma konusudur, çoğunluğun ondan anladığı da bilge kişilerinkiyle aynı değil. Kimi apaçık, belli şeyleri, sözgelişi haz, zenginlik, onuru anlıyor, kimi de bir başka şeyi; çok kez aynı kişi bile başka başka şeyleri anlıyor, örneğin hasta olunca sağlığı, yoksul düşünce zenginliği; kendi bilgisizliklerini bilenlerse, büyük ve onları aşan şeyler söyleyenlere hayran kalıyorlar. Kimi, pek çok olan bu iyi şeyler yanında kendisi iyi olan bir şeyin olduğunu, bunun da bunların iyi olmasının nedeni olduğunu düşünmüştür. Öyleyse bu kanıların tümünü sınamak belki boşuna olur, en yaygın olanları ya da bir temeli var gibi görünenleri sınamak yeterlidir. Ayrıca ilklerden yola çıkan ve ilklere doğru giden temellendirmeler arasında bir fark olduğu da gözümüzden kaçmamalı; stadyumda yol hakemden sona doğru mu yoksa tersine mi gitmeli sorunu gibi. Platon da yolun ilklerden mi yoksa ilklere doğm mu gittiğini pek yerinde sorun edinmiş ve soruşturmaya çalışmıştı. Bilinenlerden yola çıkmak gerek, bilinenler ise iki türlüdür: Bizim bildiklerimiz ve genel olarak bilinenler. Herhalde bizim bildiklerimizden yola çıkmak gerekir. Bundan dolayı güzel, adil şeyleri ve genellikle siyaset konularını yeterince yararlanarak dinleyecek olanın ahlâkça iyi eğitilmiş olması gerekir, [ilk ise, olandır; bu da yeterince görünürse, nedenini göstermeye gerek kalmaz.] Böyle biri de  zaten ilklere sahiptir ya da onları kolayca edinebilir.”fildisikule.wordpress.com

Nikomakhos’a Etik – Aristotales

ABD Üzerine Bazı Notlar:

.
ABD

Amerika Birleşik Devletleri, doğuda Atlas Okyanusu’ndan batıda Büyük Okyanus’a kadar yaklaşık 4.500 km genişliğinde bir kara parçasıdır. Bu uçsuz bucaksız kıtada 308 milyon 800 bin kişi yaşamaktadır(BM, 2007). ABD’nin kıta dışında toprakları da mevcuttur. Hawaii ve Karayipler bunun örneğidir. İlk yazılı anayasaya ABD sahip olmuştur. 4 Temmuz 1776 tarihinde Bağımsızlık Bildirisi ilan edilmiş, ve Amerika’daki 13 koloni İngiltereden ayrılmıştır.

1787 tarihli anayasa, merkezi yapıda çok kesin bir kuvvetler ayrılığını öngören bir yapı oluşturmuştur. Toplam 7 maddeden oluşmakta olan bu anayasa bugüne dek 27 kez değişikliğe uğramıştır. Değişiklikler Anayasanın sonuna ekleniyor ve sırası ile adlandırılıyor: “3.Amendment” gibi.

Kendi içerisinde birçok etnik unsurun bir araya gelmesi sonucu Amerikan kimliği denilen yapı oluşmuştur. Zaten bu kimliği belirleyen iki unsur var; ortak bir ülke, ortak bir yazgı. Bu nedenle kuruluş yıllarındaki göçmenler, Afrika kökenli plantasyon köleleri ve kıtanın yerlileri kökenlerinden ziyade Amerikan Yurttaşlığı’nı vurgulamaktadırlar. Sömürgeleştirme politikası ve sürekli göç olgusu bu çeşitliliğin temel nedenleridir.Irk ve diğer gerekçelere dayalı ayrımcılık, 1964 tarihli Sivil Haklar Yasası ile yasa dışı ilan edilmiştir. Fakat ırk farklılıkları günümüzde tartışılmaya devam etmektedir.

Büyük bir kolonizasyon sürecini güneyde  tarım plantasyonları, kuzeyde ticaret faaliyetleri izledi. İç savaş sonrası birliğini güçlendiren ülke hızla kapitalist toplumlar kervanına katıldı. 19.yüzyılın başından itibaren çevresine müdahalelerde bulunmaya başladı. İki büyük dünya savaşından sanayisini güçlendirerek çıktı. Fırsatlar Ülkesi olarak lanse edildi. Soğuk Savaş döneminde SSCB ile mücadeleye girişti. SSCB’nin çökmesiyle hakim güç olarak ayakta kaldı.

Konuyu daha fazla detaya boğmak istemediğim için bazı noktaları atlayarak ilerliyorum. ABD tarihindeki savaşlara kısaca göz atmak isterseniz buradaki animasyon size yardımcı olacaktır. Sayısız müdahale ve askeri eylem içinde ilerleyen bir ülke olmasına rağmen asıl gücünü geniş ölcekli ekonomisinden alıyor. Umarım bir sonraki yazı ABD’nin ekonomik ve sosyal yapısı üzerine olur. Kısa kesiyorum vesselam:)

-Ben kaybetmedim. Amerikan halkı kaybetti. -Geleceğin cumhuriyetçisi.
-Ben kaybetmedim. Amerikan halkı kaybetti. -Geleceğin cumhuriyetçisi.
ABD Üzerine Bazı Notlar: