İlk Osmanlı Medreseleri ve Ulema

İlk Osmanlı medresesi 1330 tarihinde Orhan Gazi tarafından İznik’te yapılmış ve ilk müderris olarak da Şerefüddin Davud-i Kayseri tayin edilmiştir. Daha sonra çeşitli zamanlarda medreseler açılmaya devam edilmiş ve Sahn-ı seman medreseleri inşa edilinceye kadar Edirne, Bursa ve İznik’teki medreseler önemini korumaya devam etmiştir.

Osmanlı sultanları medrese açmak istediklerinde öncelikle Konya, Kayseri ve Aksaray gibi Anadolu’nun kültür merkezlerinden çeşitli bilginler çağırmışlardır. II. Murad döneminde İran’dan davet edilen Alâeddin Tusi ile Fahreddin hızla gelişen Osmanlı medreselerinin ününü arttırmışlardır. Osmanlı siyasal kültürünün oluşum dönemi olan 14. ve 15. Yüzyıllarda, Osmanlı uleması Mısır, İran ve Türkistan’a giderek eğitimlerini bu ülkelerdeki büyük bilginlerinin yanında tamamlamışlardır. Böylelikle dini ve fenni ilimler bir arada okutulmaya başlanmıştır.

Fatih Sultan Mehmed döneminde eğitim sitemi yeniden yapılandırılmış, İslam devletlerinden çeşitli bilginler davet edilmiştir. İstanbul’da bu bilginler için Sahn-ı Seman Medreselerini kurdurmuştur. Mantık, felsefe ve matematik gibi dersler verilmeye başlanmıştır. Aslında bu medreselerin kurulmasıyla özgün bir “Osmanlı uleması” tipolojisinin doğuşu mümkün olmuştur. Bu tipolojide ulema klasik mantık ilimlerini bilen, İslam’ın bir çeşit “hermeneutik” yorumunu yapabilen ve farklı dillerle (Farsça, Arapça) okuyup yazabilen bir zümredir.

Osmanlı Medreseleri temelde iki eğitim kategorisini içinde barındırmaktadır. Önce “Haric” medreseleri ile fikri ilimler üzerine eğitim verilmektedir. Daha sonra da“Dâhil” medreseleri ile dini ilimler üzerine dersler okutulmaktadır.Dini ilimler esas olarak Sünni İslam kaidelerine göre okutulmuştur. Kuruluş döneminde ilk müderrisler Selçuklu eğitim teşkilatından devşirilmiş olduklarından bu durum olağan karşılanmalıdır. Medreselerin yapı ve hiyerarşi olarak Ortaçağ Avrupa’sının “universitas” denilen yapılarına benzediği de görülmektedir.

Okumaya devam et “İlk Osmanlı Medreseleri ve Ulema”

İlk Osmanlı Medreseleri ve Ulema

Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)

Donald Quatert’in “Osmanlı İmparatorluğu 1700- 1922” adlı kitabı için hazırladığım bir yazıyı, kısaltarak buraya ekliyorum.

Osmanlı İmparatorluğu altı yüz yıldan uzun bir süre dünya sahnesinde rol oynamış, Ortadoğu devletine özgü kurumları kendine uyarlayarak hızla sınırlarını büyütmüş bir siyasal birliktir. Çünkü Türkmen geleneklerini İslam inancıyla beslemiş, Bizans ve Fars siyasal kurumlarından etkilenmiş ve üç kıtada topraklarını genişletmiştir. Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922 adlı kitabında kısaca bu büyük siyasal gücün ortaya çıkışını sonra yükselişi ve çöküşünü inceliyor. Devletin 17.yüzyıl sonra gücünü yeni Avrupa karşısında kaybetmeye başlamasını ve gücünü toparlayamayarak 20. yüzyıl başlarında siyaset sahnesinden çekilmesinin sosyal, ekonomik ve siyasi nedenlerini önümüze seriyor.

Quataert’e göre kuruluş öneminde gazilik ve dini nitelikler önemli olsa bile asıl belirleyici nokta devletin niteliği ile olmuştur. Pragmatik bir devlet olarak Osmanlılar dönemin diğer devletleri ile benzerlik içindeydi ve bu yüzden kendine özgü bir çizgisi bulunmuyordu. Belki bulunduğu coğrafyanın avantajları olabilirdi, o kadar. Çünkü Osmanlı başarısının kesinlik taşıdığı ilk olay Çimpe Kale’sinin alınarak Balkanlar için güvenli bir köprübaşına sahip olmasıdır. Bu durum Anadolu’daki rakipleri karşısında yandaşlarına sunabileceği yeni zenginleşme alanları anlamına geliyordu. Böylece Türkmenleri Bizans Anadolu’suna getiren güçlerin benzerleri, şimdi de Osmanlılarla göçmenleri Balkanlar’a getiriyordu.

Osmanlılar, ilerleyişlerini kolaylaştıran bir dizi faktöre sahipti. Bizans içindeki taht kavgaları Balkanları güçsüz bırakmıştı. Niğbolu ve Varna savaşları ise Osmanlının Balkanlar’daki durumunu perçinlemiş son haçlı seferlerini bertaraf etmesini sağlamıştı. Bu savaşlarda Balkanlar’daki feodal beyler de Sultan’a destek vermişti. Demek ki çıkarları karşısında Osmanlılar etrafında Müslümanlar kadar Hıristiyanlar da toplanabiliyordu. Yapılan fetihler dinamik bir nüfus yoğunluğunu da taşımış ve 2.Mehmet’in İstanbul’u almasından sonra şehir imar edilmişti. 1478 yılında şehir nüfusu iki katına çıkarak yaklaşık 70.000’e ulaşmıştı. Dolayısıyla bir zamanlar bölünmüş olan ticaret yolları ve kaynaklar artık tek bir imparatorlukta birleşiyordu.

Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)”

Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)