Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)

Donald Quatert’in “Osmanlı İmparatorluğu 1700- 1922” adlı kitabı için hazırladığım bir yazıyı, kısaltarak buraya ekliyorum.

Osmanlı İmparatorluğu altı yüz yıldan uzun bir süre dünya sahnesinde rol oynamış, Ortadoğu devletine özgü kurumları kendine uyarlayarak hızla sınırlarını büyütmüş bir siyasal birliktir. Çünkü Türkmen geleneklerini İslam inancıyla beslemiş, Bizans ve Fars siyasal kurumlarından etkilenmiş ve üç kıtada topraklarını genişletmiştir. Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922 adlı kitabında kısaca bu büyük siyasal gücün ortaya çıkışını sonra yükselişi ve çöküşünü inceliyor. Devletin 17.yüzyıl sonra gücünü yeni Avrupa karşısında kaybetmeye başlamasını ve gücünü toparlayamayarak 20. yüzyıl başlarında siyaset sahnesinden çekilmesinin sosyal, ekonomik ve siyasi nedenlerini önümüze seriyor.

Quataert’e göre kuruluş öneminde gazilik ve dini nitelikler önemli olsa bile asıl belirleyici nokta devletin niteliği ile olmuştur. Pragmatik bir devlet olarak Osmanlılar dönemin diğer devletleri ile benzerlik içindeydi ve bu yüzden kendine özgü bir çizgisi bulunmuyordu. Belki bulunduğu coğrafyanın avantajları olabilirdi, o kadar. Çünkü Osmanlı başarısının kesinlik taşıdığı ilk olay Çimpe Kale’sinin alınarak Balkanlar için güvenli bir köprübaşına sahip olmasıdır. Bu durum Anadolu’daki rakipleri karşısında yandaşlarına sunabileceği yeni zenginleşme alanları anlamına geliyordu. Böylece Türkmenleri Bizans Anadolu’suna getiren güçlerin benzerleri, şimdi de Osmanlılarla göçmenleri Balkanlar’a getiriyordu.

Osmanlılar, ilerleyişlerini kolaylaştıran bir dizi faktöre sahipti. Bizans içindeki taht kavgaları Balkanları güçsüz bırakmıştı. Niğbolu ve Varna savaşları ise Osmanlının Balkanlar’daki durumunu perçinlemiş son haçlı seferlerini bertaraf etmesini sağlamıştı. Bu savaşlarda Balkanlar’daki feodal beyler de Sultan’a destek vermişti. Demek ki çıkarları karşısında Osmanlılar etrafında Müslümanlar kadar Hıristiyanlar da toplanabiliyordu. Yapılan fetihler dinamik bir nüfus yoğunluğunu da taşımış ve 2.Mehmet’in İstanbul’u almasından sonra şehir imar edilmişti. 1478 yılında şehir nüfusu iki katına çıkarak yaklaşık 70.000’e ulaşmıştı. Dolayısıyla bir zamanlar bölünmüş olan ticaret yolları ve kaynaklar artık tek bir imparatorlukta birleşiyordu.

Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)”

Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922)

İçimizdeki ülke “Bohemya”.

Güllük gülistanlık bir ülke değildi Bohemya. Çok kötü de değildi, vasattı. Adına “Darbium”(1) denen bir rejim yaşamaktaydı. Parlamenter demokrasiden, kalabalık insanlardan, kudretli bir ordudan teşekkül etmişti. Bu yüzden “darbe+demokrasi” anlamında kısaltılarak “2D” denilmişti. Olağanüstü koşullarda, olağan bir yönetim sergileniyordu. İlk darbe uzun yıllar önce yapılmıştı. Sonra öksürük nöbetleri gibi tekrarlanmıştı. Uyutmuyor, nefes aldırmıyordu.

Ülke nüfusunun %90’ı, Bohemlerden oluşmaktaydı. Geriye kalanlarsa hiçbir hakkı bulunmayan “yabancılardı”. Bohemler kendince bir topluluktu ve geniş toprakları mevcuttu. Tarihi şanlı, gelenekleri özgün, yemekleri ünlüydü.

Özgün bir dili vardı: Bohemce. Lüzumsuz kelimelerden temizlenmiş, arı bir dildi. Diğer ulusların kavramları yoktu içinde. Zaten diğerlerinin önemi de yoktu.

Not: Dilbilgisi kuralları der ki, Bohemce’de isimler fiillerden önemlidir. Ne yapıldığı değil, kimin yaptığı önemlidir. “Bal tutan parmağını yalar” denilirse burada “tutan” ve “yalayan” önemsenir. Gerisi fiyasko.

Ülkede yüksek tirajlı siyasi gazeteler yayınlanırdı. Dincisi, milliyetçisi, hürriyetçisi, yaşlısı, genci, emeklisi hep kendi gazetesinde yazardı. Yüzlerce kitap, dergi de cabası.

Okumaya devam et “İçimizdeki ülke “Bohemya”.”

İçimizdeki ülke “Bohemya”.

Batı Çalışma Grubu – Psikolojik Savaş

gizli-dosyalarEmekli hakim Binbaşı Yusuf Çağlayan’ın müvekkili ile ilgili yazdığı AlEM’e ve basına verilmiş mektuba göre Yzb. Güray Balatekin kısa sürede 21 adet takdir almış, Güneydoğu’da olağanüstü başarı göstermiş, evi roketlenmiş başarılı bir subaydı. 1999 yılında sahte bir Batı Çalışma Grubu raporu ile (BÇG) Yüksek Askerî Şûrada komutanlar yanıltılıp TSK’dan uzaklaştırıldı. Kısa sürede 21 takdir almış subaya savunma hakkı verilmemişti. Hukuk denetimi olmayan bir idari işlem sonucu “Disiplinsiz ve ahlâkî durum” gerekçesi ile başarılı bir subay, üstelik eşi de kanser hastası olarak hastanede yatarken sokak ortasında bırakılmıştı. Okumaya devam et “Batı Çalışma Grubu – Psikolojik Savaş”

Batı Çalışma Grubu – Psikolojik Savaş